Oldukça kadın

kadın, Kış, soğuk, kap, genç kadın, oldukça, Erkek Public Domain. License to use Creative Commons Zero - CC0 Ayrıca sıcaklığın insanı zorladığı havalarda ayaklarınızın nefes alması ve size hareket kabiliyeti sağlaması oldukça önemlidir. Bu ihtiyaçlarınızı tek kalemde çözen terlik modelleri ise son yıllarda trendlerde yerini almış bulunuyor. Kadın Terlik Modellerinde Sınır Yok! Oldukça Basit Görünse de Kimsenin Yapamadığı Hareketi Yaparak Viral Olan Kadın Gözde Solak. 15.1.2020. Bu yolda kaliteli seçimler yapmanın önemi ise oldukça önemlidir. Kadın giyiminde ayakkabının yeri yadsınamaz bir önemdeyken, ayakkabıda gösterilecek hassasiyet ise bambaşkadır. Özgün çizgilere sahip modelleri seçerken kaliteden de ödün vermemek ve en yeni trendleri yakından takip etmek gerekir. O Öyle Söylenmez – 9 – Muhatap, Doyumsuz, Oldukça, Kadın-Bayan. O ÖYLE SÖYLENMEZ. Muhatap. Doğru söyleyeni duymadım desem yeridir. Herkes çift t ile söylüyor. Muhattap. Tek “t” ile yazılır, yazıldığı gibi de okunur. Muhatap. Dilimizde bu sözcüğü bire bir karşılayan başka bir sözcük ne yazık ki yok. Happysoul Kadın Gömlek Tipleri Nelerdir? Happysoul olarak kadın gömlek tiplerimizden bahsetmek gerekiyor. Daha önceden de söylediğimiz gibi kadın gömlek çeşidi olarak oldukça geniş bir yelpazeye sahibiz. Bu nedenle site üzerinde yer alan tüm Kadın gömlek tiplerini burada sıralamak mümkün değil. İspanyol kadın Can Yaman hayranlığını evinin dış duvarına kadar taşıdı Ünlü oyuncu Can Yaman’ın Türkiye’de olduğu gibi İspanya’da da oldukça fazla kadın hayranı var. Twitter'dan vardalcaniş, erkekler için oldukça sıradan olmasına rağmen; biz kadınlar için tehlikeli olan basit aktivitelere parmak basan bir tweet attı. Aslında özgürlükten bile sayılmayacak kadar sıradan ama sadece erkeklerin yapabildiği, kadınlar içinse tehlikeli olan basit aktiviteler. İşte CodyCross Oldukça kısa kesilmiş bir kadın saç modeli cevapları. Herhangi bir bilmeceyle ilgili yardıma ihtiyacınız olursa, yorumunuzu aşağıya bırakın. Sponsored Links. Oldukça kısa kesilmiş bir kadın saç modeli. Alagarson. Geri dönmek Ulaşım Araçları Grup 116 Bulmaca 1 İngilizlerin çok uluslu bir markası olan Topshop, dünyada kadın giyim, ayakkabı, makyaj malzemeleri ve aksesuarları konusunda oldukça sevilen bir marka. Türkiye'de de oldukça seviliyordu. Ancak bu, mankenlerinin zayıflığından tutun da Rihanna 'nın fotoğrafının kullanılmaması için dava açmasına kadar pek çok konuda ...

GRRM 2016 Söyleşileri

2020.09.14 09:50 griljedi GRRM 2016 Söyleşileri

- 2015 yılında, yapmaya karar verdiğini söylediği twistin, GoT dizisi için mümkün olmayacağını çünkü kitaplarda hala yaşayan ilgili bir karakterin dizide öldüğünü açıkladı(Elbette bir sürü karakter öldü ve bazıları hiç eklenmedi ama küçük yan karakterleri konu dışına atabiliriz diye düşünüyorum).
- Yüzsüz Adamlar hakkında...
Biliyorsunuz, suikastçilerden oluşan bir loncaya sahip olmak, yaygın bir fantezidir. Suikastçılar loncasını icat eden ilk kişi ben değildim; Biliyorsunuz, bu büyük ölçüde bir fantezi kinayesidir. Tarihte bunun için çok fazla kanıt yok. Şey ... tek kanıt, Orta Doğu'da bulunan Assassins (Haşhaşiler) adlı bir grubun olduğu ve Orta Doğu'daki insanları öldürmek için suikastçılarını gönderen Dağın Yaşlı Adamı adında bir adam olduğu, orası yüzyıllardır insanları öldürdükleri yer ama suikastçıların fantezi loncaları gibi değillerdi, bu yüzden ona kendi yorumumu koymaya karar verdim. Aslında birkaç farklı suikastçı loncası kurdum, sadece Yüzsüz Adamlar değil, Hüzünlü Adamlar ve hepsi.
Yüzsüz Adamlar felsefesinde biraz var; onlar- bazı açılardan onlar bir ölüm tarikatı ve bu dinsel bir temel, ben de bunu düşündüm ve ondan çıkarım yaptım. Gerçek dünyada daha fazla ölüm kültüne sahip olmamamıza şaşırdım, çünkü bana öyle geliyor ki, eğer bir şeye tapacaksan, ölüm oldukça iyi bir şey çünkü biliyorsun, mesela, bizim bütün bu dinlere sahibiz; sana ölümsüz hayat sözünü verirler. Hiçbiri onu teslim etmiyor. Diğer tüm dinlerdeki herkes zaten ölür, bu yüzden kazanan ölüm kültüdür. Ölüm kültü gerçekten ölüme yol açabilir. "Gelin ve bizimle ibadet ederseniz ölürsünüz." Evet, muhtemelen yapacaksın! Öyleyse ... neyse. Bunu aldım ve onunla koştum.
- GRRM, kendini pro-seks feminist olarak tanımlıyor, yani pornogrofinin ve seks işçiliğinin kadını aşağıladığını ve sömürdüğünü ve buna karşı olduğunu.
- Soru üstüne Arya’nın yakında çiçek açacağını ve ileride Arya ve Gendry’nin yeniden buluşacağını söyledi.
- GRRM Dorne hakkında konuştu! Şovu tam olarak reddetmiyordu ama bunun hakkında söyleyecek iyi bir şeyi yoktu. Bir adam, 6. sezonun onun için kitapları bozup bozmayacağını sordu. "Dizide olanların kitaplarda olacağını düşünme, dizi tamamen farklı. Kitaplar öyle olmayacak." gibi bir şey söyledi. Gerçekten ondan(show) hoşlanmadığını hissedebiliyordunuz.
- Yemekte asistanı Joanna bana bazı grafik romanların resimlerini yapan diğer asistanının "süper gizli" bir şey üzerinde çalıştığını söylediğini söyledi ve biraz sonra George masamdayken, bana Bloodraven'ı da içeren daha fazla hikaye üzerinde çalıştığını söyledi. İlk önce D&E öykülerinde Kışyarı'nın Dişi Kurtları olasılığı beni heyecanlandırdı ama sonra ben deh gibiydim, muhtemelen Winds ve sanat asistanı başka bir şey üzerinde çalışıyordu(Sonra bunu tekrar doğruladı, muhtemelen 6. kitap için Kankuzgun’u sahneleri yazıyordu).
- Targ ve Targ Olmayan Teorisinden bahsetmiş ve “İlginç, çok şey biliyorsun” cevabını vermiş(Bilmeyenler için; annesi Targ olmayan ilk doğan Targlar, anneye çekerken sonrakiler babaya çekiyor. Bknz; Rhaegar’ın kızı anneye, oğlu babaya; diğer anneden olma oğlu Jon da annesi Lyanna’ya benziyor).
- 2016’daki Bağış Yemeğindeki söyleşisi sırasında, gelmeden önce, Cersei sahnesi üzerinde çalıştığını söylemiş.
- GRRM, sanat ve oyun gibi şeyler için bazı alt lisanslar çıkardığını söyledi. GRRM ayrıca HBO'nun hikayenin tv versiyonunun tam benzerlik haklarına sahip olduğunu, yani Dany'nin Emilia'ya benzediği resimler yapılamayacağını belirtti. Kendisine iki kez sorulmasına rağmen, HBO ile kendisi arasındaki duyguda gerçek bir bağdan kaçınmakta çok dikkatliydi.
- GRRM, filmlerin kitaplardan çok uzaklaştığında nasıl nefret ettiğini söyledi(Anlayan anladı, bize sor bir de Martin! :D ).
- Bir seyirci GRRM'ye sordu: “Game of Thrones TV dizisi kitaptan uzaklaştıkça, bu, hayran kurgu hakkındaki görüşlerinizi değiştirdi mi veya herhangi bir şey yaptı mı?
GRRM'nin Yanıtı: "Hayır. Telif hakkı ihlali olduğu için hayran kurgusuna karşı çıkmaya devam ediyorum. Tabii ki HBO, bana para dolu büyük damperli kamyonlar ödeyerek bunu aşıyor. Öyleyse, evimin önüne parayla dolu büyük bir damperli kamyonla gelmek isterseniz, size biraz hayran kurguları yapmanıza izin vermeyi düşünebilirim ama o zaman bunu hayran kurgusu olarak görmeyeceğim. Bunu bir alt lisans olarak düşünürdüm. Oyun, kart oyunları ve jeton vb. Yapan kişilere birçok alt lisans yapıyorum. Ancak Harlan Ellison, yıllar boyunca çok sesli olduğu bu kurala her zaman sahipti. Onun hakkındaki konuşmasını YouTube'da bulabilirsiniz ve bence John da sanatçıya para ödemek zorunda olduğunu düşünüyor çünkü bu şekilde hayatımızı kazanıyoruz. "
(Yıllardır dizi için D&D’nin Hayran Kurgusu demiştim ve 2016’da GRRM aslında beni resmen onaylamış. Daha ne diyelim? :D )
- Martin, kimsenin Kankuzgun’unu sevmediğini düşünüyor (ben seviyorum cicim).
- Arkadaşım, Jon ve Arya arasındaki romantizm (teori) ilişkisini sordu, Jon’un Ygritte’de gördüğü Arya bağlantısını gündeme getirdi. GRRM, evet ya da hayır diye bir cevap vermedi. Onun yerine Ygritte’in, Jon’un, yanında rahat hissettiği kadınlık seviyesi olduğunu ifade etti. “Bunun bir romantizm göndermesi olduğunu düşünmüyorum, bu belirli bir fiziksel tipe bir göndermeve Jon’un takdire şayan bulduğu şeyin bir göstergesi. Bu sanki birinin size birini hatırlatması gibi, biliyorsunuz... Diğer insanlar, orada yaşayan küçük kemirgenlere benzeyen saçlar yüzünden rahatsız olabilir. (Jon) Buna alıştığı için onu rahatsız etmiyor. GRRM şimdi koridorda "Geçmişteki bazı şeylerin bu kadar güçlü bir foreshadowing olmamış olmasını dilediğini" ve "bazı yeni şeylerin o zaman daha güçlü bir foreshadowing olmasını dilediğini" söyleyerek bitirdi.
- Bunun yerine George, (kitabın) taslağının ofis binasına asılmasına ve birinin fotoğraf çekip bunları paylaşmasına "kızdığını" söyledi. Bunun sadece kendisi ve yayıncı için bir mektup olduğunu söyledi. Bunu söylerken çok kararlıydı ve yüzünde görebiliyordunuz. Daha sonra, taslaklar yazmakta, kitap teslim tarihlerini belirlemekte iyi olmadığını ve taslaklarda sık sık "b*k uydurduğunu" ve "karakterlerin yol boyunca değiştiğini" söyledi. Yan not: Geçmiş röportajlarda başka şeyler söylediğini biliyorum(karakterlerin sonlarını 91’den beri bildiğini ve hiçbir zaman değişmediğini sayısız kere söylemesi meselesi, bu yüzden muhtemelen Jaime gibi karakterler için konuşuyor olabilir), bu yüzden bunu istediğiniz gibi yorumlayın. * "Alıntılanmış" kelimeler aynen onun sözleridir.
- Ona Bran / Orman Dansçıları / Pinokyo teorimi sordum. Pinokyo'nun Bran hikayesinde sahip olduğu görünüşte ağır etkiye dikkat çektim ve o da "İlginç" diye yanıtladı. (Pinokyo)Disney filmini görüp görmediğimi sordu çünkü bu onun "en sevdiği" Disney filmi ve ne kadar "karanlık ve rahatsız edici"idi. Kitapları okuyup okumadığımı da sordu ve sonra kitap ve film arasındaki farklara değindi. George, o sırada Pinokyo'nun vicdan istemediğini ve kendisine bir vicdan vermeye çalıştığı için cırcır böceğini ezdiğini söyledi. Birisi araya girdiğinde Bran'ı Pinokyo ile ilişkilendirmeye başladı. Bunun bir çeşit dikkat dağıtıcı taktik olduğuna inanıyorum çünkü bir şeylerin peşinde düşmüş olabilirim. Sonra durup cevabının sonraki bölümünü düşünürken, başka bir kadın Shakespeare'in onu nasıl etkilediğini sordu. Bu arada, bu Shakespeare sorusu halka açık tartışma panellerinde en az iki kez daha sorulmuştu.
- Doğrudan gerçek kitaplardaki referanslardan söz etmeye başladı, o zamandan bugüne taslaktaki "farklılıklara" gitti. Ana beşlinin oyun sonunu, ve Sansa’yı da dahil ederek, Demir Tahta kimin oturacağını hala bildiğini söyledi, ancak herhangi bir ayrıntı vermedi bariz nedenlerden dolayı.
(Şimdiye kadar çevirdiğim bu söyeleşi karmaşık bir şekilde sıralanmış, bir yerde bahsedip sonra ileride tekrar bahsedip ayrıntıya giriyor veya arada başka bir şey bahsedip devame diyor gibi, anormal. Bu yüzden tekrar tekrar sorulmuş gibi düşünmeyin bazı şeyleri.)
- (Jon-Arya meselesine devam) Pekala, bunu benden daha fazla düşündün. Demek istediğim, Jon Arya'ya çok düşkün. Burada Stark ailesi yuvasındaki iki garip kuştu. Diğerleri, birbirlerine benziyorlar, ikisi de kahverengi saçlara sahipti, biliyorsunuz, Sansa ve Bran ve Rickon ve Robb'un kumral-kızıl saçlarının aksine. Yani aralarında her zaman bu yakınlık vardı. Ve bilirsiniz, Arya Jon'un bir piç olduğunu umursamadı ve Jon da Arya’nın bir erkek fatma olduğunu umursamadı, bu yüzden orada bir yakınlık var. "
- [Jon'un sevgilisini kız kardeşiyle karşılaştırmasıyla ilgili soru (ama olayı çok baya başka noktaya geçirip, başka şeylerden bahsedip, sonunda bir şeyler bağlıyor)] "O(Jon) yaptıysa, uhm ... Bu kitapları 1991'de yazmaya başladım ve uhm, 91'de üzerinde çalıştım ve sonra bir televizyon oyunu aldım, bu yüzden onu gerçekten 'Doorways' üzerinde çalışmak için bir kenara bıraktım. 92-93'te tv pilotu ve bir televizyon programı yaptım. 94'te ona [kitaplar] geri döndüm ve üzerinde çalıştım. Biliyorsun, o zamana kadar, yazar olarak kariyerimde, satış öncesinde kitabın tamamını hep daha önce yazmıştım. Bu alışılmadık bir durum. Çoğu yazar bölümler ve bir taslak yazıyor. Birkaç bölüm yazıyorlar, kitabın geri kalanının ana hatlarını veriyorlar, bunu yayıncıya veriyorlar ve yayıncı 'tamam, onu alacağım' diyor.
"Bazılarınızın fark etmiş olabileceği gibi, çok çok dikkatli bir şekilde ilgilenenler, son teslim tarihlerinde iyi değilim. Ve, uh, taslaklarda da iyi değilim. Her zaman taslaklardan nefret ettim. Fevre Dream ve Armageddon Rag ile Dying of the Light ve tüm romanlarım ile kitabın tamamını yazdım. Bölümler ve taslaklar yapmadım. Oturdum, bütün bir kitap yazdım ve ajansıma gönderdim. 'Bakın, işte tam bir kitap ve bitti' dedim. Bu şekilde son teslim tarihim olmadı, piyasaya çıkmadan önce bitti. Ve benim için iyi çalıştı. Ve ilk düşüncem bunu aynısını yapmaktı bir şekilde ama olan şey, biliyorsunuz, 1994'te, ona döndüğüm ve üzerinde çalışıyordum ve bu konuda çok heyecanlıydım ve 'Bu Game of Thrones kitaplarını gerçekten sonraki bölümlerini bitirmeyi istiyorum ' . Ama hala Hollywood'daydım ve Doorways’deki tüm bu temelleri kaybettim, hala oradaydım ... Stüdyolar ve Networklar hala benimle çalışmak istiyor, bu yüzden başka işler alıyorum "Bu filmi senin yazmanı istiyoruz", "başka bir tv pilotu yapmanı istiyoruz" gibi. Ve biliyorsun, onlardan birkaç tane aldım ve 'Aman tanrım, kitabı tekrar kaldırmam gerek' dedim. Çünkü [kitap için] son tarihim yok. Biliyorsunuz, Hollywood'u düşündüğünüzde size bir son tarih verecekler, bilirsiniz, 'burda oğlum, bu filmi yaz, üç ay sonra istiyoruz' diyorlar.”
"Bu yüzden, 'Bak, romancı olmaya geri dönmek istersem, bitmemiş olsa bile bunu satmak zorunda kalacağım' dedim. O noktada 200 sayfalık Game of Thrones'um vardı ama onlar bunu istediler "Taslaklar yapmıyorum. Ne olacağını bilmiyorum, giderken çözüyorum. Ve hep böyle yaptım." dedim. Hayır, bir taslak hazırlamamız gerekiyordu. Bu yüzden iki sayfa yazdım, ne olacağını düşündüğümle ilgili iki sayfalık bir şey. Bir üçleme olacak, üç kitap olacak, Game of Thrones, the Ejderhaların Dansı. ve Kış Rüzgarları Bunlar üç pencere başlığıydı. Ve, uh, üç kitap olacak ve bu olacak ve bu olacak ve bu olacak. Ve ben uyduruyordum.”
"Ve bu iki sayfanın çoktan unutulduğunu düşünmüştüm çünkü elbette kitaplar satıldı. Her ikisi de Amerika Birleşik Devletleri'nde ve İngiltere'de satıldı. Daha fazla Hollywood işi almak zorunda kalmayacağım kadar çok paraya sattılar. Böylece etrafta 'hayır' diyebildim. 94 ve 95'te bitirmek için birkaç tane daha az [???] vardı. Bir kere ‘hayır, artık daha fazla tv show istemiyorum, bu kitapları yazmak istiyorum” dedim ve kitapları yazmaya başladım. Ve bu süreçte, taslağı hemen hemen göz ardı ettim. Karakterler beni tamamen farklı yönlere götürdü. Yani, 20 yıl boyunca o iki sayfalık şeyin var olduğunu bile unutmuşum. Ve sonra İngiliz yayıncım HarperCollins'den biri, yeni bir ofis binasına, uh, yepyeni ofislere, yeni konferans odalarına, kitaplarla ve benzeri şeylerle dekore ettikleri büyük konferans odalarına kavuştu. . Konferans odalarına yazarların adını verdiler, yani konferans odalarından biri [?] Ve bu plastik vitrinlerden birine iki sayfalık taslağı astılar, evet. [??], benden izin istemediler, sadece koydular. Ve bu iki sayfalık taslakta Jon ve Arya romantik bir öğe haline geliyor. "
(Sonra yine en yukarıda “işte bunun romantizm göstergesi olduğunu sanmıyorum... ile başlayan paragraf geliyor ve sonra 5 dakika kaldı, diye bir şey söyleniyormuş ve GRRM devam ediyormuş.)
"Biliyorsunuz, bu taslağın ortaya çıkmasına çok kızmıştım. Olmamalıydı. Bunun gibi ana hatlar ve mektuplar yalnızca editörün gözleri içindir. Kamuya açık gösterilmemelidirler. Ve, uh, onlar ayrıca [?] [?] üzerindeki kağıtlarım, tüm makalelerim ve yazışmalarım. Biliyorsunuz, o şeyleri oraya yıllardır gönderiyorum ve bu, bilirsiniz, gelecekteki bilim adamları için veya her neyse, tıpkı diğer birçok yazar gibi. Her nasılsa, kafamın arkasında 'evet, öldüğümden 20 yıl sonra bir bilim adamı girip onları bulacak' gibiydim. Hemen içeri giriyorlar! "
[1991 sonuyla devam edip etmediğini soruyorum]
- "Evet, yani nereye gittiğimi bilmediğimi söylediğimde kısmen şaka yaptım. Ana fırça darbelerini biliyorum ve ana fırça darbelerini 1991'den beri biliyorum. Kimin Demir Taht'ta olacağını biliyorum. Bazı savaşları kimin kazanacağını biliyorum, ana karakterleri; kimin öleceklerini ve nasıl öleceklerini, kimin evleneceğini ve tüm bunları biliyorum. Ana karakterler. Tabii ki yolum boyunca bir bir çok küçük karakter, bilirsiniz, ben, uhm ... 1991'de Bronn'un nasıl olacağını biliyor muydum, Bronn'a ne olacağını? Hayır, Bronn adında bir adam olacağını bile bilmiyordum. Onu yol boyunca keşfettim. 'Tamam, (Tyrion)kaçırılıyor. Bakalım orada bir çift paralı asker var, isimleri Fred ve Bronn' yazıyordu. Aslında Bronn ve Chicken'dı ve onlardan biri öldü, bir yazı tura attım 'tamam, kim öldü? Tavuk öldü, çünkü adı aptalca. Bronn daha iyi bir isim, bu yüzden Bronn'u koruyacağım.' Ve sonra Bronn oldukça ilginç bir karakter haline geldi ve bu karakterlerin çoğu kendi akıllarını kazanıyor. Siz konuşana kadar öne doğru itiyorlar ve havalı bir söz düşünüyorsunuz ve Bronn'a veriyorsunuz çünkü konuşmaya çalışıyor ve şimdi Bronn havalı bir şey söyleyen biri. [?] Karakterler bu şekilde sizde büyüyor. Bu yüzden hala yol boyunca küçük karakterlerin çoğunu keşfettiğim. Ama ana-"(cümle tamamlanmamış? Peh)
[Arya'nın ve Jon'un kaderini bilip bilmediği soruldu.]
- "Tyrion, Arya, Jon, Sansa, bilirsiniz, tüm Stark çocukları ve büyük Lannisters, evet."
(Yeminle şu ana kadar çevirdiğim en karmaşık söyleşi bu oldu, muhtemelen aktaran arkadaşın kendisinden kaynaklı çoğu ve GRRM de baya çelişkili ve yarımlı ve aktaranın bile anlamadığı bazı cümleler kurmuş. Ne diyon abi sen? Sıfırdan şimdi her şeyi tekrar daha düzenli anlat lütfen. :D Neyse şimdi başkalarına geçiyoruz, burası bitti.)
- En çok hangi karakterle ilişki kurduğu sorulduğunda “hepsiyle ilişki kuruyorum. Onlara sempati geliştiriyorum. Empati, her yazarın meydan okumasıdır. Yazmayı öğretirken insanlara ‘bildiklerini yazmak’ yerine tam tersini yazmanı söylüyor. Derileri içinde dolaşmaları gerekiyor.”
- Jon ve Robb olmak ister ama gerçekten Sam gibi (Aslında bu son dönemlerde Sam’e benziyorum açıklamalarını ilginç buluyorum çünkü ilk yıllardan beri kendisini Tyrion ile özleştirdiğini gördüm ama sanırım artık öyle olmadığını anladığı bir aydınlanma yaşadı).
- Aeron'un inancını paylaşmadığını ancak ilginç bulduğunu söyledi. İnancı sayesinde kendini bir arada tutan paramparça bir adam.
- "Brienne, zincirden örülmüş zırhlı bikini giyen DND kadın savaşçılarına cevabımdır"(Saygılar usta, aldık mesajı, seni anlıyor ve sonuna kadar bu konuda destekliyorum).
- Birisi Arthur Dayne'in öldüğünü doğrulamak istedi. "HİÇBİR ŞEYİ ONAYLAMIYORUM. 1000 aptal teorinin hüküm sürmesine izin verin ”(GRRM, ben senin....)
- Sancaksık Kardeşlerin neden R’hllor inancına geçtiği soruldu. “Çünkü onlar birinin ölümden döndüğünü gördüler. Birinin ölümden dirildiğini görsem ben de o dine girerdim.
- Birisi Brandon Stark'ın Kral Toprakları'na gittiğinde Rhaegar'ın çıkıp ölmesi dışında başka bir şey söyleyip söylemediğini sordu. George, tarihin bunu kaydetmediğini söyledi ama muhtemelen şöyle bir şeydi, "Bu uzun bir yolculuktu. Yiyecek bir şeyler var mı? Oğlum, atıma iyi bak. " (Şakanı yesinler.)
- Annem, zor zamanlar geçiren çok iyi bir aileden geliyordu ama yine de bir servet hatırası vardı. Bradys adlı ailesinin adını taşıyan uzun bir iskele inşa ettiler. Okula giderken her gün çok süslü Brady evinin önünden geçti ve kendi kendine "Neden o eve BİZ sahip değiliz? O rıhtım bizimdi! Kendimi kraliyet ailesinin sürgün edilmiş bir üyesi gibi hissettim. Belki de Dany şeylerin bir kısmı buradan geldi.”
- "ASOIAF'in bu kadar uzun olmasını planlamıyordum. İçinde dolaştım. Daha önce sadece dört roman yayınlamıştım ve her biri sadece bir yıl sürdü. ASOIAF'ı bir üçlü olarak yazmayı planlamıştım, bu yüzden üç yıl süreceğini düşündüm. İlk kitap için 1400 sayfaya ulaştığımda, uzun bir kitap olacağını biliyordum. Yaklaşık 400 sayfa kaldı ve bu ACOK'a dönüştü. Sonra "dört kitap üçlemem" beş oldu ve sonra altı kitap üçlemesi oldu. Ben onu 6 kitapta tutmaya sımsıkı sarıldım ama eşim Parris yedi parmağını kaldırmaya devam etti. Tolkien'in dediği gibi, hikâye anlatıldıkça büyüdü. "
- Konuşmanın öne çıkan bazı kısımları: -Varys ve Littlefinger, her birinin birbirleriyle ilgili zararlı şeyleri bildiği, ancak hiçbirinin diğerinin niyetinden emin olmadığı (Littlefinger daha yakın olsa da) politik bir dans oynuyor.
- Eğer en sevdiği karakteri öldürürse karısı onu terk edecek herkes diyor ki, A ile başlayıp bitiyor.
- Hayır, 2500 kişilik bir forumda Lyanna'nın son sözlerini açıklamayacak.
-Ve en açıklayıcı olanı: Winds için Kış'ın 'şeylerin öldüğü' en karanlık dönem olduğunu ve birçok karakterin karanlık yerlere gideceğini söyledi(gel de heyecan yapma :D ).
- Yedi Krallık'taki siyasi kurumların neden bu kadar zayıf olduğunu düşünüyorsunuz?
Krallık ejderhalarla birleşti, bu yüzden Targaryen'in kusuru monarşiyi tamamen onlara bağlı olarak yarattılar. Küçük konsey gerçek bir kontrol ve denge olarak tasarlanmadı. Bu yüzden, ejderhalar olmadan (krallık) aksırdı, çılgınca beceriksiz ve megalomanyak bir kral, aşk vurgunu bir prens, acımasız bir iç savaş, tahtla ne yapacağını gerçekten bilmeyen ahlaksız bir kral ve sonra kaos.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.09.12 02:42 fragmanlife yemin dizisinin kadin basrolu yine degisti

Kanal 7 ekranlarında yayınlanan ve Karamel Yapım tarafından hazırlanan günlük dizi Yemin’in kadın başrol oyuncusu gelen tepkiler üzerine yeniden değişti. İşte detaylar!
Kanal 7 ekranlarında yayınlanan ve aldığı reytinglerle hem kanalın en iyi reyting alan yapımı olan ve hem de diğer kanallar karşısında oldukça başarılı bir pozisyonda olan Yemin Dizisi yeni yayın dönemi için sete çıktı. Dizi geçtiğimiz sezon oldukça başarılı bir grafik çizerken yayın döneminin sonuna doğru dizinin başarılı kadın başrol oyuncusu Özge Yağız diziden ayrılmak istediğini açıklamış ve sezon arasında diziden ayrılmıştı. O tarihten itibaren dizinin yapımcısı olan Karamel Yapım Özge Yağız’ın yerini alacak yeni kadın başrol için çalışmalara başlamış ve bununla ilgili olarak da birçok isim gündeme gelmişti. Karamel Yapım daha önce Özge Yağız’ın yerini alacak oyuncu olarak İlayda Altuntaş ismini açıklamıştı. Ancak son anda yapılan değişiklikle Yemin’in kadın başrol oyuncusunun değiştiği öğrenildi. İşte detaylar!
Yemin Dizisi’nin Kadın Başrol Oyuncusu Cansu Tuman Oldu! Kanal 7 ekranlarında günlük olarak yayınlanan ve aldığı reytinglerle yüksek bütçeli dizilere kafa tutan ve Kanal 7’nin en iyi reyting alan yapımlarından biri olan Yemin Yeni sezona hazırlanıyor. Oyuncu kadrosunda Gökberk Demirci, Can Verel, Yaghmur Shahbazova, Gül Arcan Gürses ve Berkant Müftüler gibi isimlerin yer aldığı Yemin Dizisinde sezon sonunda ayrılan Özge Yağız’ın yerine yeni oyuncu bir kez daha değişti. Daha önce İlayda Altuntaş olarak açıklanan kadın başrol oyuncusunun son olarak Ufak Tefek Cinayetler adlı yapımda Tülin Özen’in gençliğini canlandıran Cansu Tuman olarak değiştiği açıklandı. Böylece dizinin kadın boş rolü Cansu Tuman oldu. Cansu Tuman’ın Özge Yağız’ın canlandırdığı Reyhan karakterini mi yoksa yeni bir karakteri mi canlandıracağı ise şimdilik bilinmiyor.
Yemin Ne Zaman Ekranlarda Olacak? Kanal 7 ekranlarında günlük olarak yayınlanan ve Karamel Yapım tarafından hazırlanan Yemin dizisinin yeni sezon çekimlerine başlanırken yeni sezon tarihi olarak da Eylül ayının ikinci haftası hedef olarak gösterildi. Dizinin yeni sezonda da kanalın en çok izlenen ve merak edilen yapımı olması bekleniyor. Ayrıca dizinin yeni başrol oyuncusunun da oldukça merak edildiği sosyal medyada yapılan paylaşımlarla ortaya çıkmış durumda. Diziyle anlaşan İlayda Altuntaş’ın da seyirciden gelen yoğun tepki sebebiyle yeniden değiştirildiği de iddialar arasında.
Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar Sesli Chat Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Babil Fragman Zümrüdüanka Fragman Savaşçı Fragman Survivor Fragman Bay Yanlış Fragman Sen Çal Kapımı Fragman İyi Günde Kötü Günde Fragman Arıza Fragman Menajerimi Ara Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2020.09.12 02:35 fragmanlife edho sete cikiyor yeni sezon ne zaman

Yayınlandığı 5 sezonda açık ara birinci olan Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz 6. Sezonu için sete çıkıyor! Hayranları soruyor EDHO yeni sezon ne zaman başlayacak?
Yayınlandığı 5 sezonda açık ara birinci olan Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz 6. Sezonu için sete çıkıyor! Hayranları soruyor EDHO yeni sezon ne zaman başlayacak? Pandemiden dolayı dizilerin akibeti belirsizliğini korurken atv'nin reyting rekortmeni fenomen dizisi 'Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz' 6. Sezonu için start verdi. Önümüzdeki ay izleyicisiyle buluşmaya hazırlanan EDHO’da tüm hazırlıklar sürüyor. Şimdi detaylar
EDHO sete çıkıyor Yeni sezon ne zaman? Başrollerinde Oktay Kaynarca, Sanem Çelik, Burak Sergen, Yunus Emre Yıldırımer, Ozan Akbaba, Sabina Toziya'nın yer aldığı Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisinin afiş çekimi paylaşıldı ve binlerce beğeni aldı. Sosyal medyada bir anda gündem oluşturan EDHO afişinde başrol oyuncusu Oktay Kaynarca'nın yanı sıra Ozan Akbaba, Yunus Emre Yıldırımer, Sanem Çelik ve Ceren Benderlioğlu da yer aldı. Hayranları EDHO’nun ilk bölümünde hangi kadın oyuncunun öleceğini merak etmeye devam ederken kulislerde dizinin önümüzdeki hafta çekimlerinin başlayacağı konuşuluyor. Pandemi döneminde sağlık sorunları nedeniyle ekipten ayrılan usta oyuncu Ali Sürmeli de 6. Sezonunda EDHO’da yerini alacak. Format gereği yeni oyuncuların dahil olacağı EDHO ile ilgili gelişmeleri takipçilerimize duyurmaya devam edeceğiz.
EDHO konusu nedir? Kısa adı EDHO olan Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizsinin konusu Hızır Çakırbeyli’nin başından geçenleri anlatıyor. Usta oyuncu Oktay Kaynarca’nın hayat verdiği Hızır Çakırbeyli genç yaştan itibaren karanlık işlerle uğraşmakta ve yer altı dünyasının ünlü bir mafya babası olmak için çabalamaktadır. Yaşam şartları gereği mafyayla içli dışlı olan Çakırbeyli bulunduğu konumdan yaşadığı hayattan oldukça memnundur. Yer altı dünyasında “reis” olarak tanınan Çakırbeyli, ağabeyi öldürüldükten sonra onun yerine mafya masasına oturur.
Tam da her şey Hızır Çakırbeyli’nin istediği şekilde ilerlerken Çakırbeyli ağabeyinin katilini bulma girişimine başlar. Oysaki abisinin katili mafya masa lideri Ünal Kaplan’dır ve arada toplanıp kaçak silah üreten mafya ekibi dışarıya silah satmaktadır. Bu arada devreye giren Devlet kaçak silah satın almak için masa lideri Ünal Kaplan ile masaya oturur ancak Ünal Kaplan ortaklığı kabul etmez. Bu sefer Hızır Çakırbeyli ile işbirliği yapmak isteyen devlet, Hızır ile anlaşır. Devlet, Ünal Kaplan’ın liderliğini sonlandırıp Hızır Çakırbeyli’yi masa lideri yapar. Artık Hızır Çakırbeyli, güçlü bir masa üyesidir
Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar Sesli Chat Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Babil Fragman Zümrüdüanka Fragman Savaşçı Fragman Survivor Fragman Bay Yanlış Fragman Sen Çal Kapımı Fragman İyi Günde Kötü Günde Fragman Arıza Fragman Menajerimi Ara Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2020.09.11 14:41 vienfit Sportif Şıklığın Vazgeçilmezi Kadın Tayt Modelleri

Çağımızın en rahat alt giyim ürünlerinden olan taytlar her ne kadar spor amaçlı kullanılsa da artık farklı alanlara da kaymış durumda. Taytın esnek yapısı, farklı kumaşlardan üretilebilir olması ve her alanda kullanılabilmesi onu kadınlar tarafından en çok tercih edilen giyim ürünlerinden biri haline getirmektedir. Farklı tasarımı ve esnek yapısı ile dikkat çekici kadın tayt modellerine sahip olan Vienfit, her kadına aradığı rahatlığı ve şıklığı vadediyor.

Vienfit ile Sportif Şıklık

Taytların daha çok spor için kullanıldığını belirtmiştik. Spor yaparken rahatsız kıyafetlerin dikkat dağıtması veya hareket kabiliyetini kısıtlaması kadınlar için neredeyse bir kabustur. Aktif bir spor hayatı olan kadınlar için rahat hareket edebilecekleri kıyafetler çok önemlidir. Rahatlığın yanında bir o kadar önemli olan da şıklıktır. Vienfit’in farklı koleksiyonlar ile bir araya getirdiği spor tayt modelleri gerek toparlayıcı yapısı gerek esnek kumaşları ile tüm sportif faaliyetlerde üst düzey performans sergilenmesi için tasarlanmıştır. Geniş renk skalası ile her kadına hitap eden parçaları içinde barındıran koleksiyonlar oldukça dikkat çekicidir.

Birkaç Beden Daha Küçük

Taytların kadınlar tarafından en çok tercih edilmesini sağlayan özelliklerinden biri de toparlayıcı etkiye sahip olmasıdır. Birkaç beden ince gösteren taytlar, yüksek bel oluşlarıyla da tam bir kavrama sağlarlar. Bu sayede 3 cm kadar bir incelme sağlayabilirler. Vienfit’in push up özellikli taytları ile artık daha ince görünmek mümkün. Hem esnek hem de toparlayıcı yapısı ile dikkat çeken bu ürünler sıkı bir görünüm elde etmeyi kolaylaştırıyor. Kalça, bacak ve göbek bölgesinde toparlanma sağlayan push up taytlar her kadının gardırobunda mutlaka bulunması gereken parçalardan biri.

Vienfit ile Her Yerde Fit

Bu zamana kadar taytlara hep gündelik kıyafetler veya spor kıyafetleri olarak bakıldı. Ancak Vienfit bu durumu değiştirmeye geliyor. Geniş koleksiyonu sayesinde ister iş ister okul ister spor kıyafeti olarak kadınları her an güzel gösterecek taytları içinde barındırıyor. Parlak renkleri ile dikkat çekici bir kombin, esnek yapısıyla harika birer spor kıyafeti olabilirler. Vienfit tayt modelleri ile aranılan şıklık her zaman kadınların yanında.
Taytlar günümüzde kadınların vazgeçilmez parçaları haline gelmiş bulunmakta. Her ihtiyaca cevap veren parçaların elbette ki bu kadar fazla tutulması yadsınamayacak bir gerçek. Vienfit’in kadın tayt modelleri sayesinde taytlar artık gündelik hayattan çıkıp kadınların yanında her zaman yer alan harika parçalardan biri. Detaylı bilgi için https://www.vienfit.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
submitted by vienfit to u/vienfit [link] [comments]


2020.09.07 06:58 rohunder Böyle simülasyonun ta amına koyayım.

Sıkıldım bu Life Simulation oyunundan. 30 yıldır oynuyorum, 30 level oldum. Grafikler efsane ama oyunun hikayesi bok gibi. Sadece simülasyon içerisindeki hayvan diye adlandırılan canlı grupları, kadın adı verilen NPC'ler (bazıları yarrak adını verdiğim, karakterin fiziksel organına benziyor) ve simülasyon içindeki mini oyunlar eğlenceli. Bazen istediğin zaman simülasyonun arka planında müzik denilen senkronize ve sistematik sesleri aktif edip dinleyebiliyorsun. Bu seslerin bazıları da simülasyon hikayesinde efsane sayılan ses türlerinden. Simülasyonun başka güzel bir yanı yok. Şu an 30. Seviyedeyim ve diğer tüm NPC karakterleriyle birlikte şu an canlandırdığım karakterin de etkilenebileceği salgın hastalık tehlikesi var. Muhtemelen 30. Seviyeye özel bir Quest. Simülasyonda DLC yok. Upgrade yok. Hotfix bile yok. Dümdüz simülasyon. Ama her simülasyon yılında, bir adet downgrade geliyor NPC'lere. İyice mala bağladılar. Ne yaptıkları ya da ne yapacakları belli değil. Simülasyon içindeki NPC'ler, başka NPC'lerin simülasyon içerisindeki DLC'lere ulaşabilecek kadar şanslı olduğunu söyleyerek psikolojik bozukluğa neden oluyor. Aslında bu da hikayenin bir parçası.
Simülasyonun genel özelliklerine bakalım. Muhteşem grafiklerle birlikte herhangi bir bug ya da glitch yok. Belki de gerçek dünyadakinden farklı fizik motoru işleniyor olabilir; bug'ları ve glitch'leri bu yüzden fark edemiyor olabilirim ama şu an simülasyon içerisinden simülasyonu eleştirdiğim için herhangi bir kıyas yapamıyorum. Sadece grafiğe kasmış, simülasyonu kim oluşturmuşsa.
Canlandırdığım karakterin Race kısmına gelecek olursak, hikaye gereği insan türlerinin eskiden kurdukları Roma İmparatorluğu'ndan İstanbul bölgesinde çok az kalan Rumlarının, Avrupa'dan eskiden var olmuş Osmanlı Devleti'ne göç etmiş Aşkenaz Yahudilerinin ve Kırım'dan yine Osmanlı Devleti'ne göç etmiş Tatar Türklerinin melezlerinden birisi. Bu topluluklar birbirlerini nasıl buldu da bu karakteri oluşturdu hiçbir fikrim yok (çünkü hikaye boktan). Karakterin sağ kolunda yanık izi ve sırtında dövmesi var. Uzun saçları ve kızıl sakalları var. Bir çok kez Quest'leri fail yapmama rağmen gece gündüz kasa kasa zar zor İç Mimar olabildim. Follower olarak Chow Chow köpeği ve Sultan Papağanı düştü envantere. Canlandırdığım karakterin içinde bulunduğu ülke ise yıkılmak üzere, ama NPC'ler downgrade'lerle mala bağladığı için farkında değiller. Keşke çift zıplama ve uçma olsa da canlandırdığım karakterin yaşadığı ülkenin yöneticilerini havada sikebilsem. Ama işte dediğim gibi dümdüz simülasyon. Yönetici seviyesine erişim yetkim yok. Bildiğin VIP odası orası. NPC'lerin VIP odasında ne işi var bilmiyorum. Hikaye çok boktan.
Şimdi de karakterin yetenek ağacına bakalım:
Strength için Rage özelliğini kastım. Herhangi bir Boss savaşında Rage özelliğini aktif edince bulabildiğim herhangi bir eşya ile saldırıya geçebiliyorum. Bunu biraz da simülasyon içerisinde yer alan mini oyunlardan biri olan Borderlands 2 mini oyununun Psycho karakterine benzetiyorum. Bıçak kullanma yeteneğine kastım biraz. O da One Hand yeteneğiyle bağlantılı. O yüzden bıçak koleksiyonu yaptım. Onun dışında Health ve Stamina kısmı diğer NPC'lerle aynı. Sadece yanıklardan dolayı gerçekleşen ameliyatların vermiş olduğu Physical Strength ve Immunity yeteneği var. Bunlar muhtemelen karakterin pasif yetenekleri.
Perception yeteneğini oldukça kastım. Görme yetisi düşük olduğu için sese duyarlılığa ve koku alma yeteneğine abandım. Tehlikeyi sezebilme ve önceden olabilecek olasılıkları analiz edebilme özelliğini kullanıyorum.
Endurance yeteneği ise diğer NPC'lerle neredeyse aynı. Sadece psikolojik dayanıklılık adı verilen özelliği çok kastım. Çünkü hikaye gereği içinde bulunduğum tarih, fiziksel dayanıklılık gerektirmiyor. O yüzden psikolojik dayanıklılığın önemli olabileceğini düşündüm.
Charisma skillini ise karşı cins adı verilen NPC'lere karşı çok iyi uygulayabiliyorum; ama ilk başlarda çok zordu Charisma'yı kasmak. Aynı cinsiyetteki NPC'leri de Perception ile Intelligence'ı kullanarak manipüle edebiliyorum. Yani karşıma bir düşman çıktığında önce ona psikolojik manipüle uyguluyorum. Sonra olası yüzdesi yüksekse Charisma skilliyle dosta çeviriyorum. Eğer levelim yetmez de dost olmazsa bu sefer Rage devreye giriyor.
Intelligence kasmak için de bir sürü kitap okudum. Onlarla bayağı skill point kastım. Simülasyonun ilk zamanlarında bilim adı verilen teknik işlerle çok uğraştım. Simülasyonda deney adı verilen ilginç işlere giriştim. Bazılarında elektrik çarptı. Bazılarında kimyasal zehirlenme yaşadım. Yine de her birinde Health ve Stamina düzeldiğinde çok fazla Exp geldi. Sonra uygulamalı bilim yerine teorik bilimle ilgilendim. Simülasyonda teorik fizik deniliyor buna. Simülasyonun işleyişini öğreniyorsun. Bir de matematik kısmı var bu işin. Simülasyondaki en yüksek matematik seviyesi, muhtemelen gerçek dünyadaki matematik seviyesinden (tabi gerçek dünyadakine matematik deniliyorsa) oldukça düşük seviyede olduğunu tahmin ediyorum. Tabi bu matematik olayı da karakterin Intelligence seviyesine bağlı. O yüzden çok kasmam gerekti. Yine de canlandırdığım karakter görsel yeteneğe sahip ve hikaye gereği boktan bir hayatı olduğu için çok fazla geliştiremedim. Yine de Diferansiyel Denklemler ve Lineer Cebir seviyesini görebildim. Bu skill içinde ayrıca felsefe kısmı var ki orası bayağı zamanımı aldı. Onu da çok fazla kasmadan optimum düzeyde tutmaya çalışıyorum. Ayrıca simülasyon içinde ekonomi yapısı var ki bu da karakterin Intelligence seviyesine bağlı. Intelligence'i çok kastığım için, ekonomik sıkıntılarda tasarruf modunu kullandım. Bayağı faydalı oldu yani. Hikayenin geçmişindeki ekonomik sıkıntı questlerini de Endurance skilliyle geçebildim. Yani sadece Intelligence yetmiyor. Neredeyse hepsini kullanabilmek gerekiyor.
Agility ise ortalama düzeyde ancak Agility'yi Rage'e bağlı kullanabiliyorum. Yani Rage aktif olunca Agility fullleniyor. Agility'ye bağlı olarak da ses ve koku hassaslığını arttırdım. Ancak karakter, normal şartlar altında oldukça sakin bir yapıda. Karakterin hikaye amacı ise tamamen huzuru bulabilmek.
Luck, başlı başına yarrak gibi. Bundan bahsetmeye gerek yok. Diğer yetenekler olmasa, karakterin karşısına çıkan herhangi bir engel asla aşılamaz.
Bunların dışında karakterde doğuştan gelen yetenekler şunlar: physical resistance, resim yeteneği, kulak hassaslığından dolayı gelişen müzik yeteneği (hikayenin boktanlığı yüzünden diğer NPC'lerin aksine sadece gitar yeteneğini biraz kasabildim, o da Apprentice seviyesinde kaldı. Belki ilerleyen zamanlarda onu da geliştirebilirim), temel Perception yeteneği artısından dolayı Intelligence'ı her kastığımda oluşan teknik önseziler, fotografik hafıza, görme bozukluğuna rağmen silah kullanımında yüksek isabet oranı: 87/100, soğukkanlılık ve Stealth (sessiz yürüyebilme, kalabalık içerisinde kaybolabilme).
Sonuç olarak karakteri 30 yılda ancak bu kadar geliştirebildim. Çünkü simülasyonun hikayesi öylesine boktan ki bir tarafı geliştirmek istesen diğer taraf boka sarıyor. Simülasyon bittikten sonra gözlerimi açarsam bu simülasyonu yaratan kişiyi (insan türü gerçekse eğer) bulup bacağımı (bacağım varsa) önce anasına (anası varsa), sonra göt deliğine (göt deliği varsa) sokacağım. Şayet göt deliği ve anası yoksa illa bir tarafına sokacak bir şeyler bulurum. Eğer bu simülasyona kendim sırf zevk için girdiysem önce kendi zevkime sonra da kendi göt deliğime bacağımı sokacağım.
Çıkarın lan beni bu simülasyondan!
submitted by rohunder to KGBTR [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.26 11:28 Complex_Highlight542 Voleybol Filesi Fiyatları

Voleybol farklı bir spordur. Diğer spor dallarından bariz farkı ise bir file oyunu olmasıdır. Voleybol filesi fiyatları ise pek çok kişi tarafından merak edilmektedir. Filenin yüksekliği kadın ve erkek sporculara göre değişiklik göstermektedir. Hücum vuruşu, yükseklik, file ile temas gibi durumlar oyunu etkilemektedir. Bir dış mekan sporu olan voleybol filesi fiyatları piyasada değişiklik göstermektedir. Ancak file tercih edilirken dikkat edilmesi gereken faktörler arasında pek çok kriter yer alıyor. Fiyat da bunlardan biri olmakla birlikte filelerin yapısal olarak ikiye ayrıldığından söz etmek gerekiyor. Naylon ipten üretilen filler kar, güneş, yağmur gibi iklim koşullarına karşı oldukça dayanıklı olmaktadır. Sporcular da ciddi bir şekilde baskı yaptığında esneme özelliği göstermemektedir. Floş ipten imal edilen fileler ise profesyonel amaçlar için kullanıma uygundur.
Firmamız voleybol filesi fiyatları noktasında uygun fiyatlar sunmakla birlikte yüksek özelliklere sahip fileler üretmektedir. Yüksek kaliteli malzemeler kullanmakta birlikte işçilik noktasında da garanti sunuyoruz. Tüm oyun alanlarında kullanım için uygulan olan ürünlerimiz yüksek güvenlik vaat etmektedir. Kalitesiz bir ürün seçilmesi durumunda hava şartlarından dolayı etkilendiği için tekrar bir file satın almanız gerekiyor. Ancak firmamız voleybol filesi fiyat noktasında uygun fiyatlar sunmasına karşın kaliteli malzemeler kullanıyor. Kopma, aşınma ve benzeri durumların görülmediği ürünlerimiz cebinize de zarar vermiyor.
Firma arayışında iseniz voleybol filesi fiyatları için firmamızdan fiyat teklifi alabilirsiniz. Ürünlerimizde mukavemetli iplikler kullanıldığından dolayı fileleri uzun yıllar kullanabilirsiniz. Dışarıda oynanan bu spor için kaliteli ürünler seçilmesi önemlidir. Topun kontrolünü kaybetmesi sonucunda fileler zarar görebilir. Saha içinde oyun kuralı belirlemek amacı ile konulan bu fileler topun kaybolmasını ve zarar görmesine de önlemektedir. Voleybol filesi fiyat ise pek çok kritere göre değişiklik göstermektedir. Spor salonlarında, plajlarda ve pek çok alanda kullanılan bu filelerin fiyatları ölçü ve kaliteye göre değişiklik gösteriyor. Aynı zamanda kullanılan malzeme kalitesine de dikkat etmek gerekiyor. Firma olarak uzun yıllardan beri süregelen tecrübemiz ile sizlere kaliteli ürünler sunuyoruz. Fiyat teklifi için hemen firmamız ile iletişime geçebilirsiniz.
submitted by Complex_Highlight542 to u/Complex_Highlight542 [link] [comments]


2020.08.21 15:32 karanotlar Kimmerya / Özgür, gezgin ve 'barbar'

Antik Yunan kentlerini yıkıp yakan Kimmerler, Anadolu’daki tüm krallıklar için küçük çaplı felaket görünümünde, yaklaşık iki yüz yıl boyunca büyük bir yıkım yaratmıştı. Kuzeydoğu Anadolu’da ve Hazar bölgesinde İskit akınları nedeniyle zayıflamalarının ardından, M.Ö. 6. yüzyılda Lydia Kralı Alyattes Kimmerleri büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu büyük çöküşün ardından Kimmerler tarihteki yerlerini yitirdi, efsaneler ve hikayeler de sona ermiş oldu.
Tarkan Tufan
Kimmerler, onları ‘Ga-mir’ veya ‘Gi-mir-a-a’ olarak adlandıran birçok Asur metninden dolayı bilinmektedir. Asur dilinde, bu isim “oraya buraya gidip-gelen insanlar” benzeri bir anlam ifade eder ve Kimmerlerin Hint-Avrupa dillerini anımsatan isimlerinin kökenine ilişkin daha fazla kayda rastlanmaz; öte yandan, yaşam biçimleri kusursuz biçimde anlatılmaktadır. Göçebe bir halk olan Kimmerler İskitlerle aynı alanları paylaşmaktaydı ve arkeolojik açısından İskitlerle neredeyse aynıydı; İskitlerin sonraları onları kendi ülkelerinden sürmüş olabileceği düşünülüyor.
Kimmerler, kimi akademisyenlere göre, hâlâ Kırım’ın bulunduğu güney Ukrayna’da yaşıyor olabilirler. Arkeologların bir kısmı ise, onları Prut nehri ve Aşağı Don (M.Ö. 900-650) bölgesi arasındaki ovalarda hayat bulan Novocerkassk kültürüyle aynı toplum olarak görmekte. Kimmerler yayları, kılıçları ve mızraklarıyla gömülüyordu. En değerli varlıkları inekleriydi ve sığırlarıyla ovalar arasında dolaşan göçebeler olarak bilinirler. Birçok göçebe toplulukta görüldüğü üzere, toplumsal yaşamda kadın-erkek arasında bir hiyerarşi kurmamışlardı; söz hakkı ve yaşamsal kararlar konusunda herkese doğal hakları teslim edilmişti. Bu duruma özellikle de savaşçı ve yağmacı bir halk olmasının neden olduğu düşünülüyor.
KİMMERYA
Kimmerya’nın yerli halkı, neredeyse gizemli bir tarihe sahiptir. Bu antik insanların (M.Ö. 8. ve 7. yüzyıllarda hüküm sürmüşlerdi) varlığına yapılan ilk atıfları Asur metinlerinde görürüz. Asurlular ve bir erken-Ermeni imparatorluğu olan Urartu kaynaklarında “güçlü ve hareketli bir askeri tehlike” olarak tasvir edilmişler. M.Ö. 7. yüzyılda Asural Kralı Aşurbanipal, Kimmerlere olan düşmanlığını tabletlere yazmıştır. Kral, popülaritesi, düşmanlara uyguladığı zulüm ve Ninova’da (Gılgamış Efsanesi dahil) büyük bir kütüphane kurmasıyla tanınan bir kraldır.
Kimmerlerin kökenleri konusunda hiç kimse emin olamasa da Herodot’un onlar hakkında yazdığı bazı bilgilere ulaşmak mümkün. Önceleri göçebe bir halk olan Kimmerler muhtemelen bir süre sonra yerleşik hayata geçmişler ve Karadeniz’in kuzeyindeki bölgede yaşamaktaydılar. Kimmerler, nehirleri takip ederek Kafkaslar’dan güneye doğru indi ve Asur ve Urartu imparatorluklarının sınırlarına akınlar düzenlediler. Ancak doğudaki İskitler bir süre sonra Kimmerlerin topraklarına girip onları sürdü, bazılarını ise süreç içinde asimile ettiler.
Evrensel biçimde kabul görmese de İskitlerin yayılması sonrasında Kimmerlerin Avrupa’ya yönelen göç hareketleri, Kelt veya Germen topluluklarının atası olarak görülmelerine yol açmıştır.
İRAN TOPRAKLARINDAKİ İZLER
.
Kimmerlerin İran’daki varlığı, birçok bilim insanı açısından su götürmez bir gerçek. Tarihsel olarak saptanabilen Kimmer liderlerinin (Teuşpa, Ligdamis vs.) İran kökenli isimlerine bakmak, bu görüşe sağlam bir temel sunabilir. Diğer yandan, Kimmer tarihi hakkında yetkin bir uzman olan Askold Ivanchik, Kimmerleri gizemli bir insan topluluğu olarak görür.
Kimmerlerin Dinyeper ve Don nehirleri arasındaki asıl vatanlarını terk etmesinin sebepleri çeşitli olabilir. Belki Baltıkların ve Anglo-Saksonların batı Dinyeper alanlarından ilerlemeleri sebebiyle göç etmek zorunda kalmış olabilirler. Bunun dışında, bazı başka nedenler de söz konusu olabilir. Belki de bozkır alanlarda, iklim değişikliği nedeniyle bölgenin verimliliği yok olmuş olabilirdi.
GÖÇ YOLLARI
Böylece Orta Asya’daki İranlı göçmenlerin ilk dalgasının, modern Sarıkaolis, Pamir İranlıları (Şugnanlar, Bartanglar, Yazgulamlar vb.), Persler, Afganlar ve Sogdi (Yagnobi) toplumlarının ataları tarafından oluşturulduğunu varsayabiliriz; netice olarak, ortak İran topraklarında ve Dinyeper boyunca olan bölgelerde yerleşmiş olan İran kabileleriydiler. Bu yaşam alanlarının, bir zamanlar Avrupa’da kalan ve bir süreliğine tarihi Kimmerlerle paralel ilerleyen diğer İran kabileleri tarafından işgal edildiğini varsaymak mümkündür.
Bazı teorilerde, Kimmerlerin Orta Asya’dan Karadeniz bölgesine doğru ve daha genel anlamda “Avrasya’nın derinliklerinden” geldiği öne sürülmekte; ancak bu görüş de yoğun itirazlarla karşı karşıya. İranlıların atalarının anavatanlarının Avrupa’da bir bölge olması ve Kimmerlerin Orta Asya’ya göç ettikten sonra bu bölgeye geri dönmeleri çok uzun zaman alırdı.
Göçler süresince, Kimmerler, Azorov ve Karadeniz bozkırlarını yerle bir ettiler; Ukrayna ve Kuzey Kafkasya steplerindeyse kültürlerine ait birçok kalıntıyı arkalarında bıraktılar. Bir İran halkı olarak bilinen Zrubna kültürünün bazı Kimmer geleneklerini sürdürmüş olması da düşündürücüdür; ölü gömme ritüellerinde uygulanan bu gelenekler, Ukraynalı arkeologlar tarafından kalıntıları bulunan Kimmerlerin cenaze törenlerinde de benzer biçimde uygulanmıştı.
Bazı kaynaklarda, Bulgarların ve Kürtlerin aynı bölgede yaşadığı dönemde, bu toplumlarla Kimmerlerin etkileşime geçmiş olduğunu belirtir. Eski Kürt yerleşimlerinin adlarında bu etkileşimin izlerini görmek mümkündür. Kürt toplumlarının kendilerine verdiği “Kurmanc” ismi, Kimmerlerin “Hareketli, oradan oraya hızla hareket eden” anlamına gelen sözcüklerini andırmaktadır. Aynı dilsel benzerliğe, Vinnytsia Bölgesi’ndeki Zhmerinka kasabasının adında da rastlanır; bu bölgede Kürt yer adlarına oldukça sık rastlanır.
Dniester Dağı kıyısındaki bu yerlerde, Kürtçe yer isimlerinin yaygın olduğu tespiet edilmiştir. Niçlavya’nın sağ kıyısında, Mikhalkiv Ternopil köyünde, 1878 ve 1897 yıllarında iki ayrı altın gömüsü bulunmuştur. İncelemeler, bulguları M.Ö. 6. yüz yıla tarihlendirmekte. Yine de Rus ve Ukraynalı bilim insanlarının bir kısmı bu görüşe katılmamakta. Tarihsel açıdan bilindiği kadarıyla, İran’daki Stepion bölgesinde yaşayan Kimmer ve İskit toplumlarının, Kürt uygarlığı olan Medya İmparatorluğu’nun Babil’e karşı yaptığı savaşta Kürtleri desteklediği, yaşanan yenilginin ardındansa yaşadıkları bölgeyi terk etmek zorunda kaldıkları yönünde bilgiler içeriyor. Lydia yenilgisinden sonra, Kimmerler ve İskitler, yaşadıkları bölgelerden ayrılarak Kuzey Pontik Bölgesi’ne göçmek zorunda kaldılar. Yapılan barış anlaşması şartlarına göre, artık Anadolu’da onlara yer yoktu.
Bununla birlikte, Kürtlerin ve Kimmerlerin çoğunluğu günümüz Polonya topraklarındaki Podolya’ya yerleşti. Batı Podolya bölgesinin ve Kürt yerleşim yerlerinin yerleşim alanlarının kısmen uyumlu olması, bu alanların Kürtler tarafından işgal edildiğini, yani bölgedeki nüfusun bir kısmının önceki yerleşimlerde kaldığını düşündürüyor. Daha sonra Kürtlerin bu kısmı Orta Avrupa’ya taşınmıştı. Bu durum, iki halkın belli tarihsel dönemlerde aynı alanlarda, bir arada yaşadıklarını gösteriyor.
TARİHSEL KAYITLAR
M.Ö. 9. yüzyılda yazan Homeros, Kimmerlerin varlığını kayıt altına almıştı. Sonraki yıllardaki birçok klasik yazar da M.Ö. beşinci yüzyılda yazan Herodot dahil olmak üzere, onlardan bahsetmişti; ancak Kimmerlerin kökeni oldukça karmaşık bir konu. Kökenleri açısından, genellikle Kuzey Kafkasların Koban kültürüne ve daha sonra Ukrayna’nın ve Rusya’nın güneyindeki Çernogorovka ve Novoçerkassk kültürlerine bağlanırlar. Orta Doğu’daki yerleşmiş uygarlıkları, güçlü şehir devletlerini yenme yetenekleri ile M.Ö. dokuzuncu ve sekizinci yüzyıllardaki tarihi evrede isimlerini duyurdular. Tam anlamıyla yenilene dek yeni toprakları fethedip yağmaladılar.
Kimmerler, Anadolu’da ortaya çıkmadan önce herhangi bir yerdeki varlıkları pek bilinmese de genellikle Pontik-Hazar steplerinde (Karadeniz’in ve Hazar Denizi’nin step alanındaki topraklarda) yaşadıkları düşünülür.
Tarihsel kayıtlarında Herodot, Karadeniz’in kuzeyinde yaşadığını belirttiği halkların çok net bir perspektifini sunar ve ayrıca Kimmerleri Pontus steplerinde resmeder. M.Ö. 6. yüzyıldan sonra Göktürklerin gelişinden sonra, Türkî kabilelerin Pontik-Hazar bozkırlarına yayılmasıyla, “Kırım” isminin temelleri de atılmış oldu. Bu bölgenin Kimmer vatanının merkezi olup olmadığı şüpheli olsa bile, muhtemelen nüfuz alanları içinde kalıyordu.
Kimmerler, en azından bazı eski Yunan kaynaklarına dayanan Keltler ve Trakyalılar ile de bağlantılıdır. Veriler, Kimmerlerin Karadeniz’in batı sahillerinin büyük bir kesiminde Trakyalılarla ilişkiye girdikleri ve nihayetinde (son yenilgi ve parçalanmalarından sonra) birleştikleri yönündedir. Carl Ferdinand ve Friedrich Lehmann-Haupt, Kimmerlerin dilinin Trak ve İran arasında “eksik bir bağlantı” olabileceğini belirtirler. Dillerin her ikisi de Hint-Avrupa kökenliydi, bu nedenle diller arasında bazı temel benzerlikler vardı.
Antik Yunan kentlerini yıkıp yakan bu uygarlık, Anadolu’daki tüm krallıklar için küçük çaplı felaket görünümünde, yaklaşık iki yüz yıl boyunca büyük bir yıkım yaratmıştı. Kuzeydoğu Anadolu’da ve Hazar bölgesinde İskit akınları nedeniyle zayıflamalarının ardından, M.Ö. 6. yüzyılda Lydia Kralı Alyattes Kimmerleri büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu büyük çöküşün ardından Kimmerler tarihteki yerlerini yitirdiler ve kendileri hakkındaki efsaneler ve hikayeler de sona ermiş oldu.
Kaynaklar:
http://www.livius.org/articles/people/cimmerians/
Cimmeria: Land of Mist and Myth
http://www.v-stetsyuk.name/en/Scythian/Cimmer.html
http://asiaminor.ehw.gForms/fLemmaBody.aspx?lemmaId=8885
http://britam.org/cimmerians-scythians.html
http://www.iranicaonline.org/articles/cimmerians-nomads
https://www.gazeteduvar.com.tdunya-forum/2018/01/28/dunya-forum-kimmerya-ozgur-gezgin-ve-barba
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.19 02:40 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 12

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 12

https://preview.redd.it/bwzck3g5uuh51.png?width=854&format=png&auto=webp&s=1fafe6187a0c586b939eb4c4a049739b01cd5096

Marksizm

7.1

İçinde bulunduğumuz zaman Proudhon’un 1848’de tarif ettiğinden farklı bir hal almıştır. Mülksüzleştirme her bakımdan artmıştır. Sosyalizmden altmış yıl öncesine göre daha uzağız.
Altmış yıl önce Proudhon, bir devrim anında, bütünü yeniden şekillendirme arzusu anında halkına o an için ne yapılması gerektiğini söyleyebilirdi.
Bugün halk ayaklansa bile, o zaman çok önemli olan bir husus artık tek başına belirleyici olmaz. Ayrıca iki bakımdan tam bir halk artık yoktur: adına proleterya denilenler kendiliğinden bir halkın cisimleşmiş hali hiçbir zaman olamayacaktır, öte yandan uluslar, üretim ve ticarette birbirlerine o kadar bağımlıdırlar ki tek bir halk artık halk değildir. Fakat insanoğlu birlikten uzaktır ve yeni küçük birimler, topluluklar ve halklar tekrar vücut bulana kadar da birlik olamayacaktır.
Proudhon, özellikle ruhsal ve psikolojik yaşamın yükselme anında ve de her devrime eşlik eden bireylerin orjinalliği ve kararlığı anında ve dönemin Fransa’ya has koşullarında (ki önemli bir parasal ve iştirak kapitalizmi ülkesi olmasına rağmen halen daha büyük sanayi kapitalistlerinin ve büyük toprak sahiplerinin ülkesi değildi) tamamen haklıydı. Faiz ile zenginleşmenin devri daimini ve ortadan kaldırılmasını her reformun köşetaşı ve en hızlı, adamakıllı ve acısız bir başlangıç yapılabilecek nokta olduğunu dikkate almakta haklıydı.
Gerçekten de haksız zenginleşmenin, sömürünün, kendileri için değil de başkaları için çalışan insanların ortaya çıktığı koşullarımızın üç noktası bulunmaktadır. Tıpkı fizik, kimya ya da astronomideki hareketlerde olduğu gibi toplumsal süreçlerin hareketinin her noktasında önemli olan işte bu tür bir sabit kaynak ve daimi sebeptir. Özgün bir sebebi her hangi bir geçmişte ya da ilkel koşulda soruşturmak her zaman yanlış ve verimsizdir: Hiçbir şey sadece bir kez meydana gelmez, her şey daimi bir oluş içerisindedir ve hiçbir orijinal şey yoktur, sadece sabit hareketler ve sabit ilişkiler vardır.
Ekonomik köleliğin üç ana özelliği aşağıdadır:
Birincisi, toprağın özel mülkiyetidir. Bu, mülksüzleştirilmiş, yaşamak isteyen şahsın, kendisini toprağı sürme ve dolaylı ya da dolaysız toprağın ürünlerini kullanma olanağından yoksun bırakan kişiye karşı izin isteyici, bağımlı bir tavır sergilemesi ile sonuçlanır. Toprağın özel mülkiyetinden ve onun doğal sonucu olan mülkiyetsizlikten kölelik, itaat, haraç, faiz, proletarya çıkar.
her tür para hırsızlığı diğer herhangi bir malın hırsızlığı kadar cereyan edebilir ve ayrıca hırsızlık bir tür iştir, aslında çok yorucudur ve genelde oldukça kârsız ve iyi bir toplumda pek de zevkli bir iş değildir. Buradaki amaç daha ziyade modern paranın zararlılığının sadece faiz-getiren değerinde değil tükenemezliğinde ve devamlılığında ve tüketimdeki yok olmama halinde yattığına işaret etmektir. Paranın salt bir iş-fişi haline dönüşmesi ve artık bir emtia olmaması halinde zararsızlaştırılabileceği fikri tamamen yanlıştır
İkincisi, her ihtiyaca süre tahdidi olmaksızın ve değiştirilmeksizin hizmet eden bir takas aracı ile takas ekonomisinde malların dolaşımıdır. Altın bir taş, yüzyıllar boyunca değişmeden durmasına rağmen sadece ona sahip olmayı kıymetli gören, mücevher ya da gösteriş ihtiyacını tatmin etmek adına ona sahip olmak için emeğinin ürünlerinden vazgeçmeye istekli olan kişi açısından bir değere sahiptir. Malların çoğu atıl kalarak ya da kullanılarak maddi değerini de kaybeder ve tüketimde hızlıca yok edilir. Bu mallar takas amacıyla, karşılığında aynı amaçla üretilmiş eşyanın kullanımını elde etmek için üretilir. Para çok önemli bir istisnadır, zira takas edildiği halde gerçekte kullanılmaz. Para teorisyenleri tarafından bunun aksini söyleyen açıklamalar aksine kötü bir vicdanı yansıtır. Buna göre bir ürünün eşit değere sahip bir ürünle takas edilmesinin beklendiği adil bir takas ekonomisinde paramıza mütekabil bir dolaşım aracı gerekecektir ve muhtemelen buna “para” denecektir. Ancak bu, paramızın belirleyici niteliğine – mutlak değere sahip olma ve de başkalarının aleyhine onu kazanmayan kişilere hizmet etme niteliğine – sahip olmayacaktır. Burada konu dışında tutulacak olan, hırsızlık ihtimali değildir; her tür para hırsızlığı diğer herhangi bir malın hırsızlığı kadar cereyan edebilir ve ayrıca hırsızlık bir tür iştir, aslında çok yorucudur ve genelde oldukça kârsız ve iyi bir toplumda pek de zevkli bir iş değildir. Buradaki amaç daha ziyade modern paranın zararlılığının sadece faiz-getiren değerinde değil tükenemezliğinde ve devamlılığında ve tüketimdeki yok olmama halinde yattığına işaret etmektir. Paranın salt bir iş-fişi haline dönüşmesi ve artık bir emtia olmaması halinde zararsızlaştırılabileceği fikri tamamen yanlıştır ve serbest ticaretin bürokratik otoriteyle ikame edileceği ve kimin ne kadar çalışmak ve tüketmek zorunda olduğunun belirlendiği devlet köleliğinde bir anlam taşır. Fakat aksine serbest takas ekonomisinde para diğer tüm emtialar gibi olmalıdır ki bugün esasen emtiadan farklıdır ve hala genel bir takas aracı olarak durmaktadır: diğer tüm emtialar gibi çifte takas ve tüketim niteliği taşımaktadır. Adil bir takas toplumunda bile takas aracı tüketilemezse ve zamanla değerini kaybetmezse zararlı büyük miktar sahipliğini ve dolayısıyla yan hakları elde etme ihtimali düşünülmeden reddedilemez. Gerçi bilinen tarihte, büyük toprak sahipliği ve sonuç olarak tüm sömürü biçimlerinde veraset ve benzeri (aygıtlar) iktidar ve devlet koruması ile kıyaslandığında yalnızca tali bir rol oynadı. Bu bakımdan Silvio Gesell’in önerisi (yani günümüzde olduğu gibi yıllar geçtikçe değer kazanmayan, aksine başından itibaren gittikçe değer kaybeden, böylelikle kişinin bir malı karşılığında elde ettiği bir miktar paranın mümkün olan en kısa zamanda tekrar bir ürün için takas etmenin haricinde hiçbir baskılayıcı bir çıkarının olmayacağı bir para çeşidi bulmak) değerlidir. Silvio Gesell, Proudhon’dan bir şeyler öğrenmiş, onun büyüklüğünü tanımış ve onu temel alarak bağımsız bir şekilde daha ileri fikirlere ulaşmış çok az kişiden biridir. Bu yeni paranın dolaşım akışına nasıl canlı bir hareketlilik getireceğine dair, nasıl üretim ve takas aracını elde ederken hiç kimsenin tüketim harici bir çıkarının olmayacağına ilişkin tarifi, tamamen, hızlı para dolaşımının kamusal ve özel yaşamda nasıl neşe ve canlılık getirdiğini, öte yandan piyasadaki bir tıkanmanın ve daimi paranın yavaş dolaşımının da enerjimizin durmasına ve ruhumuzun durağanlaşmasına sebep olduğunu öğreten Proudhon’un ruhundan kaynaklanmaktadır. Yağma tehlikesi barındırmayan objektif bir takas aracının bulunup bulunmayacağı – bu sorunun sorulmasıyla ilgili en önemli şey sadece sorulabilmiş olmasıdır – geleceğe ait bir mesele değildir. Aksine mesele para dolaşımının diğer iki noktayı belirleyici bir şekilde etkileyen kalkış noktası olup olmadığı ya da olup olamayacağıdır. Ancak burada şunun söylenmesi gerekir: eğer tarihin belirli bir noktasında, ki 1848’de Fransa’da olan buydu, mütekabiliyet takas ekonomisine sokulduysa, bu, büyük toprak sahipliği ve artı-değerin sonunu imlemiş olmalıdır.
Ekonomik köleliğin üçüncü kilit özelliği, buna göre, artı değerdir. İlk olarak söylenmesi gereken şey şudur: eğer kişi bununla ne demek istediğini net olarak ortaya koyup bu tanımına sıkıca bağlı kalmazsa değer kavramı ile pek çok fitne çıkarılabilir. Değer ifadesi anlamında bir talep taşır; bu anlam, kişi potansiyel alıcının cevabının fiyatın söylenmesini, ardından oluştuğunu düşündüğünde netleşir. Bu bakımdan değer öncelikle keyfilikten kaçınır. Fiyatı doğru değer, gerçek değer bağlamında gördüğümüz zaman kavramı biraz daha fazla daraltırız. Değer, fiyat ne olması gerekiyorsa odur, fakat öyle değildir. Bu ilişki her malın fiyat-ilişkisinde bulunur. Bu anlamda “değer” ifadesi, bu sözcüğün kullanımına dikkat eden herkesin fark ettiği gibi, fiyatın değere eşit olduğu, ya da diğer bir deyişle tüm gerçek iş ücretlerinin toplamının malların nihai hallerinin fiyatlarının toplamına eşit olduğu ideal, ya da toplumsalı talebi içerir. Elbette bireyler olarak karşıt duran insanlar her avantajı, sadece malın değil arzu edilen ürünlerin ender bulunurluğunu, özel sebeplerle artan talebin, tüketicinin cehaletinin vs. avantajını da sömürdüğünden hakikatte söylenen fiyatın toplamı ücretlerin toplamından daha fazladır. Belirli kategorilerdeki işçiler bazı koşullar altında bu muayyen avantajların bir kısmından, daha yüksek “maaş” biçiminde yararlanırlar. Eşit derecede yorucu işte çalışan kardeşlerinin maaşları ile kıyaslandığında bu yüksek maaşla çalışan işçilerin avantajı sadece ücret olmaz. Kâr da avantajlıdır. Kompleks ekonomik yaşamın hiçbir detayı, çalışmanın ürettiği her şeyi sadece ücretiyle satın alamayacağı gerçeği ile ilgili hiçbir şeyi değiştiremez. Aksine, kârın satın alım gücü için dikkate değer bir bölüm bırakılmıştır. Yukarıda da önerildiği üzere, hâlihazırda piyasaya mal olarak girmiş üretimin ara aşamaları burada ele alınmamıştır. Çünkü kişi meseleye yakından bakacak olursa malların kapitalist bir üretici tarafından ücretlerle ya da kârla değil sermaye ile (ki bunu yakında daha detaylı göreceğiz), itibar ya da mütekabiliyet yerine sızan bir şeylerle, başka bir kapitalist üreticiden satın alındığını görür. Elbette çalışma (iş), nihayetinde bu sermaye için faizi sağlamak zorunda olandır. Fiyatlarda saklanmıştır ve hâlihazırda yukarda mülkiyetten kaynaklanan kâr şeklindeki bir başka biçim olarak adlandırılmıştır. Zira sermaye akışkan ve hareketli kılınan mülk-sahipliğinin dolaşım ve emek üzerinden elde edilen ürünlerinin biçimidir. Sermaye, görünüşte mülk sahibi olmayanlar açısından bile hala oluşum sürecinde olan bir ürün için maaşları artırma veya bir ürünün bir işleme sürecinden diğerine geçişi sırasında maaşları emeğe ödeme yahut bu ürünlerin ticaretini yapma ve bu ürünleri depoda tutma yoluyla ürünleri edinme aracıdır. Yakında sermayenin bu farklı biçimlerini ve sermayenin şey-gerçeklik, hakiki ruh gerçekliği ve sahte sermaye şeklindeki ayrımlarını ele alacağız.
Eğer birdenbire, devrimin büyük anı siz halklara denk gelirse, her biriniz, ne yapardınız? Dünyada, her ülkede, her ilde, her toplulukta, hiç kimsenin bir daha açlık çekmemesini, hiç kimsenin donmamasını, hiçbir erkek, hiçbir kadın ve hiçbir çocuğun yetersiz beslenmemesini nasıl sağlamak isterdiniz?
Bu bakımdan değer dediğimiz şey sadece toprağı iyileştirmek ve yeryüzünün ürünlerini çıkarıp işlemek için çalışma yoluyla ortaya çıkar. Fakat işçiler kendilerini kiralamaya, kendi iş kazanımlarının sonuçlarını başkalarına ticari kullanım için belli bir tazminat karşılığında teslim etmeye zorlanırlarsa ürettikleri ürünlerin değeri ile kendi kullanımları için satın aldıkları ürünlerin fiyatı arasında bir orantısızlık hâsıl olur. Burada, ister işçilerin kendilerine yapılan ödemelerde – maaşları çok düşüktür – isterse satın alımlarında – mallar çok pahalıdır – tam olarak soyuldukları nokta göz ardı edilebilir. Ana mesele, mutlak miktarları değil ilişkiyi düşünmektir – ki bu örnekte ilişki orantısızlıktır – ve kapitalistlerin tüm kârının zorlu koşulları nedeniyle işçileri kabul etmeye zorladıkları indirimden, hangi noktada olurlarsa olsunlar, işçilerin çalışmasının veriminden kaynaklandığını, diğer bir deyişle, işçilerin ücretlerinde yapılan indirimin ya da azaltılmış değerlerinin kapitalistlerin kârlarına veyahut artı değere eşit olduğunu hatırlamaktır. Burada hangi noktada kârın kapitalistlere aktığı da incelenmemiştir. Ne de bu sorunun yanlış bir şekilde sorulup sorulmadığına yakından bakan bir araştırmadır bu. Çünkü bu soru da bir kez daha karşılıklı ilişki yerine mutlak olanı koymaya kalkışmaktadır. Yalnızca kârın mülk-sahiplerine, para-kapitalistlerine, müteşebbislere, tüccarlara ve onların tüm yardımcılarına, memurlara, “aklî” (mental) işçilere ve kapitalizmde ayrıcalıklı bir pozisyonda bulunan başkalarına çeşitli oranlarda dağıtıldığına dikkat çekilmiştir. Ve ayrıca bunun inşa meselesi olduğu da vurgulanmalıdır. Gerçi bu inşaalar tümüyle gereklidir: kapitalizmde rolü olan kişilerin gelirlerinin tamamı kar değildir, onlar da iş yaparlar. Ve “işçilerin” tükettiği her şey emek ücreti değildir; onlar da, genellikle çok az oranlarda da olsa kâr ekonomisine katılırlar. Çalışmayı (işi) verimli ve verimsiz olarak ve – aynı olmasa da – üretilen malları gerekli ve lüks mallar olarak ayırmak çok ileri gitmek olur. Burada, kapitalizm içerisinde yer alan pek çok ayrıcalıklı kişinin sadece biraz iş yapmakla kalmayıp şüphesiz verimli iş de yaptığına işaret edilmelidir, tıpkı işçilerin de tam ya da kısmen verimsiz iş görmesi gibi. İkinci olarak, işçilerin tüketimine sadece gerekli olan mallar değil lüks mallar da girer. Tüm bu detaylar, ki hepsi zamanımızın gerçek yaşamı için büyük önem taşır, burada zikredilebilir. Burada mesele, işçilerin ve işçilerin sendikalarının ücret meselesi üzerindeki tek taraflı vurgusunun Marksistlerin yanlış artı değer kavramı ile ilişkili olduğunu gösterme meselesidir. Yukarıda maaş ve fiyatın nasıl birbiri ile bağlantılı olduğunu gördük; şimdi de sözde artı değerin teşebbüsten doğan mutlak bir miktar olduğu ve buradan sermayenin diğer kategorilerine aktığı [iddiasının] tümüyle yanlış olduğunu gösterdik. Artı değer, maaş ve fiyat gibi bir ilişkidir ve belli bir noktada değil, ekonomik sürecin tüm akışlarında meydana gelir. Marksizm’in teşebbüs üzerindeki, özellikle sanayi teşebbüsleri üzerindeki çok önemli odağı burada tartışılan yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Marksistler bu konuda kapitalizmin Arşimedik noktasını keşfettiklerine inanmaktadırlar. Hakikat ise basitçe şudur: kârların cem-i cümlesi çalışmadan çıkartılır ya da diğer bir deyişle mülkün hiçbir verimliliği ve kapitalin hiçbir verimliliği yoktur, sadece çalışmanın verimliliği vardır. Bu bilgi aslında sosyalizmin bilgisinin temel bir noktasıdır ve Marksistler sırf bu bilgi yüzünden ki bu bilgiyi diğer tüm sosyalistlerle paylaşırlar, – Proudhon, Bastiat ile gerçekleştirdiği muhteşem polemiklerinde ve diğer pek çok yerde bunun klasik ifadesini ortaya koymuştur – kelimenin en geniş anlamıyla kendilerine sosyalist diyebilirler. Şunu da bilirler: mülk ve sermayenin kârlılığı, gerçekte emeğin verimliliğine karşı hırsızlık olan bir şey için sadece aldatıcı bir biçimdir. Fakat bu temel bilgiden yola çıkarak Marksistler kendi teorilerinde ve sendikacılar da kendi eylemlerinde, bu en cüretkâr yanlıştan sonuçlar çıkarmıştır. Marksistler bir davaları olduğu için, esas, mutlak bir davaları olduğu için buna inanmıştı. Onlar açısından iş, iş koşulları ve üretim süreçleri o andan itibaren her şeyi ve dolayısıyla materyalist tarih kavramlarının, gelişme yasalarının, sabit temerküz ve büyük kriz ve çöküş beklentilerinin, vs. kaba yanlışlığını açıklayan son işti. Sadece çok daha fazla araştırmaları gerekecekti – o halde işçilerin sıkıntıları nereden kaynaklanmaktaydı? – ve toprak sahipliği ve paranın süresinin dolmaması ve tüketilemezliği meselesi ile karşılaşacaklardı. Ve ardından sıra devlete ve ruha ve iniş çıkışlara gelecek ve devlet ve sermaye ve özel mülkiyeti de kapsayan koşulların kendi davranış biçimimizde mevcut olduğunu ve nihayetinde her şeyin bireylerin ilişkilerine ve bu bireylerin kurumlarla olan enerjilerine bağlı olduğunu bulacaklardı. Bu da enerjinin ve genellikle eski nesillerin bireylerinin güçsüzlüğünün katılaşmış kalıntıları zaman üzerine ağır bir yük olarak biner. Bakış açısına ve tasvire (imagery) istinaden kişi, ekonomik koşullar, siyasi ilişkiler, din, vesaireye bir bütün olarak, ya ağır üst yapı ya da bir dönemin bireyleri için yaşamın temeli adını verebilir. Fakat ekonomik ya da toplumsal “koşullar”ı bir zamanın “maddi” temeli ve ruh ve biçimlerini de sadece “ideolojik üstyapı” ya da kopyalama ve ayna-imgesi olarak ele alırsa bu görüş asla yanlış olmaktan öte bir şey olamaz. Artı değer bilgisi olarak bu tür bir önem verişin, yani özel mülkiyetin ve para-kapitalin emeğin yağmacısı olarak teşhirinin bu denli yıkıcı oluşu artı değerin “kaynaklandığı” yeri keşfettiklerine dair duyulan yanlış inançtı. Artı değer dolaşımda bulunur; artı değer bir malın satın alınımında, bir işçinin az ya da çok tüketimdeki ödemesin kadar meydana gelmektedir. Yine de bir başka şekilde ifade edilerek – sadece imgelerle konuşabileceğimiz için hakikat, çeşitli bakış açılarına göre tarif yapma girişimleri ile çevrelenmelidir ve bu yaklaşımdan daha çok yararlanmamız gerekmektedir; daha karmaşık ve parçalanmış olanlar kapsayıcı genellemelerimizde yakalamak istediğimiz fenomenlerdir – : Artı değerin sebebi çalışma değil, işçilerin zorluklarıdır. Yukarıda da söylendiği üzere çalışan insanların zorluğu, üretim sürecinin dışında bulunmaktadır. Hepsinden daha çok bu zorluğun vesairenin sebebi daha ziyade tüm kâr ve toprak sahipliği ekonomisinin dolaşımında yatmaktadır. Buna göre bu kabuklardan sebeplerine doğru, buralarda hareket eden ve bunlar tarafından hareket ettirilen veya kendilerinin bunların hareketlerinde engellenmesine izin veren insanların niteliğinde ve sonra bunlardan önceki nesillerin insanlarına giden dolaşımda bulunmaktadır. Artı değerin kökeninin nihai sebebi kapitalist üretim süreci değildir; insan ilişkileri için nihai bir sebebe ihtiyaç duyan bilim adamları kesin olarak şunu kaydetmelidir: Adem sondan bir önceki ve en sondur ve muhteşem güzellikteki mutlak olan Tanrı’nın kendisidir. Ve Tanrı, altı tam gün boyunca, kendi mutlaklığına karşı dahi sadakatsizleşir zira gerçek bir mutlakçı, çalışmak için kendisinin fazlasıyla iyi olduğunu düşünür. Tahtının yani kendisinin üzerine oturur ve kendisine ve kendi kendine ben dünyayım der!
Kapitalist üretim süreci, çalışmanın özgürleşmesi için sadece olumsuz anlamda kilit noktasıdır. Kapitalist üretim süreci daha fazla gelişme göstererek ve kendisine içkin yasalarıyla sosyalizme yol açmaz; işçilerin üreticiler olarak rollerindeki mücadeleleri üzerinden emek lehine kararlı bir şekilde dönüştürülemez. Bu, ancak ve ancak işçiler kapitalist üreticiler olarak rollerini oynamaktan vazgeçerlerse mümkün olacaktır. Herhangi bir insan hatta işçi bile kapitalizm yapısı içerisinde ne yaparsa yapsın her şey onu kapitalizm engelinin daha da derinlerine çeker. Bu rolde işçiler de kapitalizmin katılımcılarıdır. Gerçi işçilerin çıkarları kendileri tarafından seçilmiş değildir fakat bu çıkarlar kendilerine kapitalistler tarafından aşılanmıştır ancak her elzem şeyde, konumlandırıldıkları yerin adaletsizliğinin sırf avantajlarını değil dezavantajlarını da alırlar. Özgürlük sadece aklen ve fiziken kapitalizmden çıkabilen, kapitalizm içerisinde rol oynamaya son veren ve insan olmaya başlayan kişiler için mümkündür. Kişi bundan böyle gerçek olmayan kâr ve piyasası için çalışmayarak, ihtiyaç ve çalışma, açlık ve eller arasındaki bastırılmış gerçek ilişkiyi sağaltarak (restore) adam olmaya başlar. Yapılması gereken, temel sosyalist anlayıştan – yalnızca çalışma değer üretir – doğru sonucu çıkarmaktır ve sonuç: faiz piyasasından uzaktadır! Çalışma piyasası ve ruhu, çalışma ile tüketim arasındaki ilişki ve çalışma nedeni yine de tesis edilmek zorundadır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır. Ve onların yanı sıra insanlar sadece kendi aralarında düzgün bir şekilde süregiden şeyleri düzenlemeye ihtiyaç duyarlar. Ve insanlar neye ihtiyaç duyuyorlarsa ona sahip olacaktır ki böylece her biri sadece kendisi için çalışabilsin; yani hepsi birbirini değil doğayı sömürecektir.
Bugün sosyalizm çağrısı herkese gitmektedir. Bu herkesin bu çağrıya cevap vereceği ya da verebileceği inancıyla değil bazılarına, herkesin yeni başlayanlar cemiyetine ait oldukları bilincine sahip olmaları için yardım etme temennisi ile yapılmaktadır.
Böyle yaşamaya artık katlanamayan ve katlanmayacak olanlar burada çağrının yapıldığı kişilerdir. Kitlelere, insanoğlunun halklarına, yöneticilerine ve tebaalarına, varislerine ve ıskat edilmiş olanlara, imtiyaz sahiplerine ve aldatılmışlara şu söylenmelidir: ekonominin topluluklarda birleşmiş insanların ihtiyaçlarını karşılamak yerine kâr için yürütülmesi zamanımızın devasa, bastırılamaz utancıdır. Tüm militarizminiz, tüm devlet sisteminiz, tüm bu özgürlükleri bastırmalarınız, tüm sınıfsal nefretiniz sizi yöneten acımasız ruhtan gelmektedir. Eğer birdenbire, devrimin büyük anı siz halklara denk gelirse, her biriniz, ne yapardınız? Dünyada, her ülkede, her ilde, her toplulukta, hiç kimsenin bir daha açlık çekmemesini, hiç kimsenin donmamasını, hiçbir erkek, hiçbir kadın ve hiçbir çocuğun yetersiz beslenmemesini nasıl sağlamak isterdiniz? Sadece en temel ihtiyaçlardan konuşmak için! Ve devrim ya sadece tek bir ülkede patlak verseydi? Ne işe yarayabilirdi? Hangi hedefi amaçlayabilirdi?
İşler artık kişinin bir ulusun insanlarına seslenebileceği gibi değildir: Toprağınız ihtiyaç duyduğunuz yiyeceği ve sanayi ham maddelerini yani çalışmayı ve takası üretir! Birleşin, siz yoksul insanlar, birbirinize itibar edin; mütekabiliyet sermayedir; para-kapitalistlerine ve müteşebbis patronlara ihtiyacınız yoktur; şehirde ve ülkede çalışın: çalışın ve takas edin!
Büyük, kapsayıcı tedbirlerin bütünü etkileyeceği bir an beklenilse bile işler artık öyle değildir.
Devrim anında muazzam bir kafa karışıklığı, hakiki bir vahşi kaos, çocuksu bir acizlik hasıl olabilir. İnsanoğlu kapitalizmin tepe noktasına – dünya kr piyasasına ve proleteryaya- ulaştığı bu zamanın haricinde hiçbir zaman daha fazla bağımlı ve zayıf olmamıştı!
Hiçbir dünya istatistiği ve hiçbir dünya cumhuriyeti bize yardım edemez. Kurtuluş sadece halkların topluluk ruhundan yeniden doğması ile gelebilir!
Sosyalist kültürün en temel biçimi bağımsız ekonomileri ve takas sistemi ile birlikte topluluklar cemiyetidir. Bizim insan refahımız, varlığımız şimdilerde hayatta kalmış tek doğal grup olan bireyin birliği ile aile birliğinin her toplumun temel biçimi olan topluluklar birliğine bir kez daha yoğunlaştırılması olgusuna dayanır.
Bir toplum istiyorsak o zaman onu inşa etmeliyiz, onu uygulamalıyız.
Toplum, toplumların toplumlarının toplumudur; cemiyetlerin cemiyetlerinin cemiyetidir; milletler topluluklarının milletler topluluklarının milletler topluluğudur; cumhuriyetlerin cumhuriyetlerinin cumhuriyetidir. Sadece özgürlük ve düzen vardır, sadece ruh, öz-yeterlilik ve toplum olan bir ruh ve birlik ve bağımsızlık vardır.
Hiç kimsenin işine karışmasına izin vermeyen bağımsız birey, dünyası ev ve işyeri ile birlikte ailenin ev topluluğu olan kişi; otonom yerel topluluk; gelmiş geçmiş en az görev sayısına sahip olan, daha kapsayıcı gruplarla birlikte hiç olmadığı kadar geniş ilçe ya da topluluklar grubu vs. – işte bir toplum böyle görünür; bu tek başına, uğruna çalışmaya değer, hepimizi sefaletimizden kurtarabilecek olan sosyalizmdir. Günümüzde var olmayan özgür-ruh birliği için vekil olarak baskıcı hükümet sistemini devletlerde ve devlet gruplarında daha da genişletme ve bunların alanlarını daha önceden gerçekleşmiş ekonomi sahasına doğru yeniden uzatma girişimleri faydasız ve yanlıştır. Her orijinal niteliği ve faaliyeti boğan bu polis sosyalizmi halklarımızın topyekûn mahvına mühür vuracak ve tamamen dağılmış atomları mekanik bir demir halka ile bir arada tutacaktır. Doğal bir birlik biz insanlar tarafından sadece yerel ölçekte yakın olduğumuz yerlerde, gerçek temas halinde elde edilebilir. Aile içinde, ortak bir görev ve ortak bir amaç için birçok insanın birliği olan birleştirici ruhun, komünal yaşam için çok dar ve yetersiz bir formu bulunmaktadır. Aile sadece özel çıkarlarla alakalıdır. Kamusal yaşam için ortak ruhun doğal özüne ihtiyacımız vardır. Bu şekilde kamusal yaşam artık devlet ve soğukluk tarafından şimdiye kadar olduğu gibi münhasıran doldurulup yönetilmeyecek, aile ilgisine benzer bir sıcaklık ile yönetilecektir. Hakiki komünal yaşamın işbu özü, yerel topluluktur, ekonomik topluluktur: bu özü, onu yargılamak isteyen hiç kimse, mesela kendisine günümüzde “topluluk” diyenler, hayal bile edemez.
Para elde etmek için kendimizi satar ya da kiralarız. Ellerimizi hareket ettiririz ve burada eller denirken kasıt pek çok kas, sinir ve beyindir, ruh ve bedendir, çalışmadır. Toprak üzerinde çalışma; yer altında çalışma; yeryüzünün ürünlerini daha fazla işleme için çalışma; takasta ve ulaşımda çalışma; zengini zenginleştirmek için çalışma;
Fabrikalar için, ham maddelerin işlenmesi için, malların ve yolcuların taşınması için kullanılan sermaye gerçekte ortak ruhtan başka bir şey değildir. Açlık, eller ve yeryüzü -üçü de ordadır, doğallığıyla ordadır; eller açlık için çalışkan bir biçimde ihtiyaç duyulan malları yeryüzünden temin eder. Ek olarak, asırlık ticarette belli başlı bölgelerin özel tecrübeleri, belirli ham maddelerin sadece belirli yerlerde olmasını sağlayan toprağın özel bileşimi, gereksinimi ve ticaret elverişliliği bulunmaktadır. İnsanların yerel ölçekte üretilemeyecek ya da üretilmemesi gereken şeyleri toplumdan topluma takas etmesine müsaade edin, tıpkı topluluklar içerisinde bireyden bireye takas ettikleri gibi. İnsanların bir ürünü denk bir ürünle takas etmesine müsaade edin. Her toplumda bu kişilerin her biri tüketmek istediği kadarına, yani çalıştığı kadarına sahip olacaktır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır. Ve onların yanı sıra insanlar sadece kendi aralarında düzgün bir şekilde süregiden şeyleri düzenlemeye ihtiyaç duyarlar. Ve insanlar neye ihtiyaç duyuyorlarsa ona sahip olacaktır ki böylece her biri sadece kendisi için çalışabilsin; yani hepsi birbirini değil doğayı sömürecektir. Her bir kişi alım satım sistemi altında bile sadece kendisi için çalışsın, insanlar bin misli bir birlikte birbirinin yerini alsın ve buna rağmen bu birlikte hiçbir şey hiç kimseden alınmasın, dahası her şey her birine verilsin diye takas ekonomisini düzenlemek – işte bu sosyalizmin görevidir. Şeyler, bir kişiden diğerine hediye olarak verilmeyecektir; sosyalizm ne feragattir ne de hırsızlık; her kişi kendi çalışmasının sonucunu alır ve doğanın ürünlerini çıkarırken iş bölümü, takas ve çalışan bir komünallik vasıtasıyla herkesin güçlenmesinin keyfini çıkarır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır: üçü de doğası gereği mevcuttur. Günümüzde şehirdeki ve ülkedeki insanlara tüketimimize giren her şeyin, hava hariç, yeryüzünden ve yeryüzündeki bitkiler ve hayvanlardan kaynaklandığını yeni bir şeymiş gibi söylemek zorunda olmak tuhaf.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Açlığı günlük olarak hissederiz ve satın alma ve bu açlığı giderme vasıtası olan parayı almak için ceplerimize uzanırız. Burada açlık denen, gerçek olan her ihtiyaçtır; bu ihtiyaçların her birini gidermek amacıyla para almak için kasalarımıza uzanırız.
Başkalarının ortak mülkiyeti veya tahakküm-dışılığı (non-domination) farklı resmettiğini çok iyi biliyorum. Onlar her şeyi bulanık görüyorlar: ben net görmeye çalışıyorum. Onlar her şeyi tarif edilmiş bir idealin mükemmelliğinde görüyorlar; ben, şimdi ve her zaman, ne yapılabileceğini açıklamak istiyorum.
Para elde etmek için kendimizi satar ya da kiralarız. Ellerimizi hareket ettiririz ve burada eller denirken kasıt pek çok kas, sinir ve beyindir, ruh ve bedendir, çalışmadır. Toprak üzerinde çalışma; yer altında çalışma; yeryüzünün ürünlerini daha fazla işleme için çalışma; takasta ve ulaşımda çalışma; zengini zenginleştirmek için çalışma; haz ve talimat için çalışma; gençliği eğitmek için çalışma; zararlı, faydasız ve değersiz şeyler üreten çalışma; hiçbir şey üretmeyen çalışma ve sırf izleyicilerin seyretmesi için yapılan çalışma. Bugün pek çok şeye çalışma denmektedir; bugün para getiren her şeye çalışma denmektedir.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Yeryüzü nerededir? Ellerimizin açlığımızı yatıştırmak için ihtiyaç duyduğu yeryüzü.
Bir kaç insan yeryüzüne sahiptir ve bunların sayısı giderek azalmaktadır.
Söylediğimiz gibi sermaye bir şey değil aramızdaki ruhtur. Sanayi ve ticaret için araçlara sahibiz, keşke kendimizi ve insan doğamızı yeniden bir keşfedebilseydik. Yeryüzü dışsal doğanın bir parçasıdır. Hava ve ışık gibi doğanın bir parçasıdır; yeryüzü devredilemez bir şekilde tüm insanlara aittir; yeryüzü sadece birkaç kişi tarafından sahiplenilen özel mülkiyete dönüşmüştür!
Eşya ile ilgili tüm sahiplikler, tüm toprak-sahipliği hakikatte insanların sahipliğidir. Kim yeryüzünü diğerlerinden, kitlelerden saklarsa, bu kişi diğerlerini kendisi için çalışmaya zorlar. Özel mülkiyet hırsızlıktır ve köle sahipliğidir.
Bu sahiplik türü, para-ekonomisi üzerinden, öyle görünmeyen bir toprak sahipliğine dönüşmüştür. Adil takas ekonomisinde aslına bakılırsa benim toprakta bir hissem vardır, ben toprak sahibi olmasam bile; kâr, tefecilik, faiz diyarındaki para-ekonomisinde, toprağa sahip olmasanız bile, sadece para ve hisselerine sahipseniz gerçekte siz bir toprak hırsızısınız. Bir ürünün denk ürünle takas edildiği adil ekonomide, yaptığım hiçbir şey kendi kullanımıma girmese dahi, kendim için günlük çalışırım; kar diyarındaki para ekonomisinde tek bir işçiyi istihdam ediyor olmasanız bile, çalışmanızın sonuçları dışında başka herhangi bir şey ile yaşadığınız müddetçe siz bir kölenin efendisisiniz. Kişi sadece çalışmasının getirileriyle yaşıyor olsa bile, eğer işi tekelleşmiş ve imtiyazlı ise ve ederinden fazlasını elde ediyorsa insanların sömürülmesine katılmaktadır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Yeryüzüne yeniden sahip olmalıyız. Sosyalizm toplulukları toprağı yeniden dağıtmalıdır. Yeryüzü hiç kimsenin özel mülkü değildir. Yeryüzünde hiçbir efendi kalmasın ve biz insanlar özgür olalım.
Sosyalizm toplulukları toprağı yeniden dağıtmalıdır. Mülkiyet bu münasebetle gene gelebilir mi?
Başkalarının ortak mülkiyeti veya tahakküm-dışılığı (non-domination) farklı resmettiğini çok iyi biliyorum. Onlar her şeyi bulanık görüyorlar: ben net görmeye çalışıyorum. Onlar her şeyi tarif edilmiş bir idealin mükemmelliğinde görüyorlar; ben, şimdi ve her zaman, ne yapılabileceğini açıklamak istiyorum. Bu dünyada işler, şimdi ve her zaman, kararsız ve süresiz yürümeyecektir; sosyalizm elimizdedir ve görevdir. Her kim sosyalizmi gerçekleştirmek isterse, ne istediğini bilmelidir. Şimdi ve her zaman radikal dönüştürücü olan, orada olanın dışında dönüştürecek hiçbir şey bulamayacaktır. O halde şimdi ve her zaman yerel topluluğun kendi ortak mülkünü – bunun bir kısmı ortak toprak, diğer kısmı ev, avlu, bahçe ve tarla için aile mülkü olsun – sahiplenmesi iyi olacaktır.
Özel mülkiyetin kaldırılması bile özünde ruhumuzun dönüşümü olacaktır. Bu yeni doğumu mülkün güçlü bir yeniden dağılımı takip edecek ve söz konusu yeniden dağılım ile bağlantılı olarak gelecek zamanlarda belirli ve belirsiz aralıklarda tekrar tekrar yeniden dağıtım yapmak için daimi bir niyet olacaktır.
Çev: Nesrin Aytekin

https://itaatsiz.org/?p=5537
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.17 08:31 bilgibirikim Solmayan Gül Ürünlerinde Rekor Satışlar

Solmayan Gül Ürünlerinde Rekor Satışlar
Sevdiklerimizi mutlu etmek ya da özel günlerinde onlara sürpriz yaparak değerli olduklarını hissettirmek için genellikle hediye seçeneklerinde çiçeklere yer açılır. Son zamanlarda tüm dünya da olduğu gibi ülkemizde de kendini gösteren korona virüs sonrasında ise çiçek satışlarında büyük ölçüde düşüş yaşandı. Korona virüs salgını sonrasında yaşanan buket ve yapay çiçek satışlarındaki azalma ise solmayan güllerin satışını rekor düzeye getirdi.

Solmayan Gül Nedir?

Gerçek güllerin ya da farklı birçok çiçeğin korona virüs sonrasında satışında düşüş yaşandı. Sadece canlı çiçek aranjmanlarında değil aynı zamanda yapay çiçeklerde salgın sonrasında satışı düşen ürünler arasında yer alıyor. Bu ürünlerin yanı sıra salgın döneminde insanlar daha çok solmayan gül aranjmanlarına yer açmaya başladı.
https://preview.redd.it/vowa1qmdbih51.jpg?width=768&format=pjpg&auto=webp&s=4434445647b59e6377d33caeb76a92e1816119b7

Solmayan gül aranjmanları gerçek güllerden yapılır. Solmayan güller vakumlama uygulaması ile gerçekleştirilerek farklı renk güller ve farklı aranjman özellikleri ile hazırlanmaktadır. Son derece şık ve etkileyici aranjmanlar olarak yer alan ürün kolaylıkla dezenfekte edilerek kullanılabilir. Solmayan güller ortalama iki yıl dayanma özelliği ile satışa sunulur. Sizde sevdiklerinize bu zor günlerde onları memnun edecek olan hediyeye yer vermek isterseniz hemen solmayan gül aranjmanları arasından seçim yaparak siparişinizi verebilirsiniz.

Solmayan Gül Kime Hediye Edilir?

Korona virüs salgını sonrasında rekor satış seviyesine ulaşan solmayan güller farklı birçok aranjman tasarımının yanı sıra değişen gül renklerine de sahiptir. Şık tasarım inceliği ile sunulan ürünü sevdiklerinizin iş yerine ya da evine gönderebilirsiniz.
Solmayan gül tasarımlarını kadın ya da erkek fark etmeksizin herkese gönderebilirsiniz. Aynı zamanda gönderim amacı da oldukça geniştir.
Kaynak: https://xn--ieksalonu-p3ab.com/
submitted by bilgibirikim to u/bilgibirikim [link] [comments]


2020.08.17 08:26 bilgibirikim Solmayan Gül Ürünlerinde Rekor Satışlar

Solmayan Gül Ürünlerinde Rekor Satışlar
Sevdiklerimizi mutlu etmek ya da özel günlerinde onlara sürpriz yaparak değerli olduklarını hissettirmek için genellikle hediye seçeneklerinde çiçeklere yer açılır. Son zamanlarda tüm dünya da olduğu gibi ülkemizde de kendini gösteren korona virüs sonrasında ise çiçek satışlarında büyük ölçüde düşüş yaşandı. Korona virüs salgını sonrasında yaşanan buket ve yapay çiçek satışlarındaki azalma ise solmayan güllerin satışını rekor düzeye getirdi.

https://preview.redd.it/p2o470y4bih51.jpg?width=768&format=pjpg&auto=webp&s=c898fffc538eed6c97f6875b00f757c7fcaa99e2

Solmayan Gül Nedir?

Gerçek güllerin ya da farklı birçok çiçeğin korona virüs sonrasında satışında düşüş yaşandı. Sadece canlı çiçek aranjmanlarında değil aynı zamanda yapay çiçeklerde salgın sonrasında satışı düşen ürünler arasında yer alıyor. Bu ürünlerin yanı sıra salgın döneminde insanlar daha çok solmayan gül aranjmanlarına yer açmaya başladı.

Solmayan gül aranjmanları gerçek güllerden yapılır. Solmayan güller vakumlama uygulaması ile gerçekleştirilerek farklı renk güller ve farklı aranjman özellikleri ile hazırlanmaktadır. Son derece şık ve etkileyici aranjmanlar olarak yer alan ürün kolaylıkla dezenfekte edilerek kullanılabilir. Solmayan güller ortalama iki yıl dayanma özelliği ile satışa sunulur. Sizde sevdiklerinize bu zor günlerde onları memnun edecek olan hediyeye yer vermek isterseniz hemen solmayan gül aranjmanları arasından seçim yaparak siparişinizi verebilirsiniz.

Solmayan Gül Kime Hediye Edilir?

Korona virüs salgını sonrasında rekor satış seviyesine ulaşan solmayan güller farklı birçok aranjman tasarımının yanı sıra değişen gül renklerine de sahiptir. Şık tasarım inceliği ile sunulan ürünü sevdiklerinizin iş yerine ya da evine gönderebilirsiniz.
Solmayan gül tasarımlarını kadın ya da erkek fark etmeksizin herkese gönderebilirsiniz. Aynı zamanda gönderim amacı da oldukça geniştir.
Kaynak: https://xn--ieksalonu-p3ab.com/
submitted by bilgibirikim to u/bilgibirikim [link] [comments]


2020.08.13 15:31 biajansnet İnstagram Reklamları İnstagramda Reklam Verme Dijital Reklam Ajansı

İnstagram Reklamları

İnstagram reklamları dijital pazarlama dünyasında en fazla kullanılan reklam çeşitlerinden biridir. Bunun en önemli sebeplerinden biri de İnstagram platformunu dünyada milyarlarca insanın kullanmasıdır. Sizde İinstagram reklamları ile bu milyarlarca insana ulaşabilir ve firmanız için mükemmel kitleler oluşturabilirsiniz.
İnstagram reklamları oldukça kolay gözükse de,
Verdiğiniz reklamın doğru kişiye gösterilmemesi durumunda
Dönüşümü olmayan para harcamalarından kaçınamazsınız.

Neden İnstagram'da Reklam Vermelisin?

1 milyardan fazla aktif kullanıcısı olan İnstagram, önde gelen bir sosyal medya platformudur. Bu sayıya ikna olmadınız mı? Kısa bir süre önce İnstagram 700 milyon kullanıcısı için kilometre taşını duyurdu. İnsanlar daha fazlasını görmek, duymak ve öğrenmek ister, ancak zamanları sınırlıdır. İnstagram reklamlarının avantajı ise insanları görsel olarak etkilemek ve zamanlarını çalmamak. Hayranları veya müşterileri çekmek için mesajınızı hızlı ve özlü bir şekilde sunmanız gerekir.

İnstagram Reklamları ile Hedef Kitlenize Ulaşın!

İnsanlar daha fazla marka aramak için Google yerine İnstagram’a yönelirken Instagram işletme profili yeni web sitesi haline geliyor . Bu, web sitenizi oluştururken olduğu gibi güzel tasarlanmış bir İnstagram yayınını hazırlamak için, çok fazla zaman ve çaba harcamanız gerektiği anlamına gelir.
Instagram’ı satış için optimize etmeye başlamadıysanız, büyük bir fırsatı kaçırıyor olabilirsiniz.
İnstagram’da bir işletme profili oluşturduktan sonra, ne kadar harcamak istediğinize, reklamlarınızın nerede görünmesini istediğinize ve ne kadar süreyle yayınlanmasını istediğinize karar verebilirsiniz. İnstagram, çeşitli hedefleme seçenekleri sunar, böylece işletmenizin ihtiyaçlarına en uygun olanları seçebilirsiniz. Çevrimiçi bir kampanyaya başlarken seçebileceğiniz 4 ana Instagram reklamı türü vardır:

Hedeflemek İstediğin Kitle Kim?

İnstagram reklamlarının en büyük avantajlarından biri “Hedefleme”dir. Reklamını yaptığınız ürün yada hizmeti hangi kitleye sunacağınıza kendiniz karar verin. Ürününüz yada hizmetiniz ile ilgilenecek bir kitleye önceden ulaşmak kim istemez ki?
Hedef kitlenizi belirlediniz mi?
Yaş, cinsiyet, aktif kredi kartı kullanıcıları ve bir çok demografik bilgilere daralttığınızda kendi kitlenize kolayca ulaşabilirsiniz. Örneğin; Bir kadın ayakkabısı satıyorsunuz ve bu ayakkabıyı alma potansiyeli olan müşterilere ihtiyacınız var. Bunun için hedefinizde erkekler olmamalıdır, aynı zamanda sattığınız ayakkabının rengine boyutuna göre kitlenizin yaşını da belirtebilirsiniz.
dahası,
İnstagram reklamı verirken demografik bilgiler dışında sattığınız ayakkabı ile ilgili sayfaları takip eden kişilere de kolayca ulaşabilirsiniz. Eğer satış işleminde kapıda ödeme yerine online ödeme sistemi kullanıyorsanız hedefinizi seçerken aktif kredi kartı kullanan kişileri de kitlenize dahil edebilirsiniz.
ve çok daha fazlası..
Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
https://biajans.net/instagram-reklamlari/
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]


2020.08.13 15:28 biajansnet Google Adwords Google Reklam Verme Dijital Reklam Ajansı

Google Adwords Google Reklam Verme Dijital Reklam Ajansı

Google Adwords'de Reklam Verme

Google Adwords, işletmenizin arama ağı reklamları, görüntülü ağ reklamları ve YouTube reklamları yoluyla yeni müşteriler veya olası satışlar kazanmasına yardımcı olur.
Oldukça basit görünüyor değil mi?
Ancak Google Ads’de gezinmek zor olabilir.
Ve platformda güncel değilseniz, tüm yeni özelliklerden ve stratejilerden faydalanamazsınız..
Başarınız pahalı bir kabusa dönüşebilir.

Google Adwords / Ads

Google Ads, eski ismiyle Adwords tıklama başına ödeme sistemi ile çalışır. İnsanların ihtiyaçları doğrultusunda google’da aradıkları sonuçlara karşılık sizin reklamınız gösterilir. Google Adwords, reklamlarınız için seçtiğiniz anahtar kelimeleri arayan kullanıcılara göstermenize olanak tanır. Bir oto çekici işiniz varsa, bir kullanıcı “İstanbul’da oto çekici” yazdığında reklamınızın arayan kişiye gösterilmesini sağlar.

Neden Google Adwords

Artık insanlar kafalarına takılan veya öğrenmek istediği soruları Google’a soruyor; “Çengelköy’de araç kiralama“,”Kırmızı kadın ayakkabısı” gibi tüm sorular artık Google’a soruluyor. Bu sorulara cevap arayan kişiler sizin potansiyel müşteriniz olabilir. Tabi sahada yer alıyorsanız.
Rakipleriniz sahada, peki ya siz?
Google Ads ile websitenize bağlantılı bir kampanya oluşturarak ve firmanıza uygun anahtar kelimeler ile bu potansiyel müşterilerin karşısına çıkabilirsiniz. Bu sayede markanızın büyüme oranı, kar oranlarınız ve bilinirliğiniz daha da ön plana çıkar ve satışlarınız katlanarak devam eder. İşte hayatımızın bir parçası haline gelen o kelime; “Google’da ara..
  • Coğrafi Hedefleme
  • Tıklama Başına Maliyet
  • Esnek Bir Pazarlama Platformu
  • Seo'dan Daha Hızlı Sonuç

Ne Yapıyoruz?

Rakip Analizi

Rakiplerinizin önüne geçmek için onların hareketlerini izliyoruz. Hangi anahtar kelimeler, kaçıncı sıradalar, harcadıkları bütçe ve dahası..

Anahtar Kelime Analizi

Kalite puanınızı yükseltmek, rakiplerinize göre tıklama başı maliyetlerinizi daha da aşağıya çeker. Buda seçilen doğru anahtar kelimeye bağlıdır.

Bütçe Planlaması

En düşük bütçeyle en yüksek dönüşümü elde edecek şekilde tüm sürecimizi planlıyor ve süreci sürekli olarak kontrol ediyoruz.

Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
https://biajans.net/google-adwords/
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]


2020.07.29 15:07 griljedi GRRM - 2006 Söyleşileri

- Panelde GRRM, Romeo ve Juliet gibi trajik aşk hikayelerini daha çok tercih ettiğini söylemiş ki ASOIAF’a genel olarak baktığımızda, durum gerçekten böyle. Ayrıca kitaplarındaki cinsel sahnelerin “gereksiz” olduğu iddiasını da alaya almış; sürükleyici bir deneyim yaratmaya çalıştığını, cinselliğin insan hayatının büyük bir parçası olduğunu ve karakterlerinin gelişimi için gerekli olduğunu savunmuş. Cinsel sahneler konusunda ölüm konularından daha çok şikayet mektubu almaya başladığını ifade etmiş.
- Jaime karakterini en başından beri karmaşık bir karakter olmasını mı planladığı yoksa yazım aşamasında mı karar verip vermediği ile ilgili soruya “gri karakterleri keşfetmeyi seviyorum ve en başından beri Jaime’nin karmaşık olmasını planlıyordum” diye cevap vermiş ama bazı detayların yazım aşamasında ortaya çıktığını da eklemiş.
- Gri karakterler yazmayı tercih ettiğini vurgulamış çünkü gerçek hayatta da insanların karmaşık olduğunu ve iyi kötü şeyler yapmaya eğilimliğini ifade etmiş. Kurgularda bir savaş kahramanının ve eve gittiğinde ailesini döven insanları birbirinden ayırma eğilimlinde olduğunu ama gerçekte böyle olmadığını, kendi kitaplarında da böyle yapmadığını ifade ederek; arkadaşlarının hayatını kurtaran bir kahramanın eve gittiğinde ailesini dövdüğünü ama bu yaptığı kötü şeyin yaptığı diğer iyi şeyi ortadan kaldırmadığını ama ikisinin de aynı kişi olduğunu vurgamış; kahraman ve kötü.
- Yeni kitapta Arya ve Asha’yı göreceğimizi ve yeni bir POV karakteri olacağını söylemiş ama bundan sonraki kitaplarda daha fazla yeni POV karakteri olmayacağını umduğunu ve mevcutların da azalacağını ifade etmiş. Ayrıca zaman çizelgesi olarak Ejderhalarla Dans’ın Kargaların Ziyafeti kitabını geçebileceğini ama bunun kitabın uzunluğuna bağlı olduğunu da eklemiş. Ayrıca Castery Kayasını ve Yüksekbahçeyi de kesinlikle göreceğimizi belirtmiş. (Şimdi 2005 senesinde 4. kitap yayımlandı ve 2006’da Dans’ı yazmaya başlamış görünüyor çünkü birkaç bölüm de okumuş panelde yahut zaten elinde önceden yazılı notlar vardı, genelde hep bir sonraki kitap için elinde el yazmaları oluyor. Bahsedilen yeni POV karakteri belli ki Melisandre idi ama Kaya ve Bahçeyi kesinlikle görmedik ve zaman da 4. kitaptan ileride değildi. Burada bir fikir değişimi olmuş, demek ki hikaye çizgisinde farklılık var.)
- GRRM’e neden uyumsuzlar ve dışlanmışlar hakkında bu kadar çok şey yazdığını sormuş. O da “bir seviyede herkesin garip ve uyumsuz olduğunu” ifade etmiş. Bariz uyumsuzlar dışında (Tyrion ve Brienne), Davos soylu olmaması yüzünden uyumsuz iken ki yüksek konumundan hep rahatsızlık duyuyor; Ned, kardeşinin hayatını yaşadığı için – Kışyarı ve Cat ile evlenmek- kendini uyumsuz hissediyor ki istediği ya da seçeceği şey bu değildir.
- Hikayedeki kötü adamların “diğer tarafın kahramanları” olduğunu ve hiçbir kötü adamın uyanıp “hmm bugün ne kötülük yapsam” diye düşünmediğini, kendi motivasyonları olduğunu ifade etmiş.
- Yeni kitapta olacak POV karakteri sorulmuş ve Arya’yı da göreceğimizi söylemiş ve arkasından bir Zeki Müren espirisi patlamış. “Peki, Arya da bizi görecek mi?” diye sormuşlar. “Elbette ki hayır... O bir kurgu karakter, bizi göremez ama o görecek mi....? Bilmiyorum.. herhangi bir şey?” Arya’nın sona yaklaştığını ifade etmiş. Anladığım kadarıyla Braavos macerasını ve eğitimini kast ediyor ki bir zahmet yani, lütfen. Bu durumda ön gördüğümüz gibi 6. kitabın en geç yarısında bizim Dişi Kurt, Westeros’a geri dönüyor.
- Kitabın neden bu kadar uzun sürdüğüyle ilgili soruya “hata yaptığını” itiraf ederek başlamış. Tolkien’in LOTR’u ilk Shire ile başlatıp zamanla diğer coğrafyaları tanıttığını, hikayeyi genişlettiğini ve bunu çok iyi şekilde yaptığını söylemiş ve kendisi de aynı şeyi yapmaya çalışmış; en başından beri dünyasının yeni coğrafyalarını ve karakterlerini tanıtmaya çalışmış ama kendini bir sürü topla havada bulduğunu ve onları orada tutmak zorunda olduğunu yoksa topların kafasına düşeceğini söylemiş. (Özetle işler biraz kontrolünden çıkmış görünmekte.) Bazı okuyucuların Ziyafetteki yeni pov karakterlerinden fazla hoşnut olmadığını ve eskileri istediğini ama coğrafya olarak yeni pov karakterlerine ihtiyacı olduğunu ve tek bir pov karakteri ile - Dorne ve Demir Adaları - anlatmaya çalışsa da bunun işe yaramadığını söylemiş. Bu da fazla gecikmeye neden olmuş.
- Rorge ve Isırık için bilgi verdi, Flea Bottom’da Rorge’un bir barı varmış ve adam sıçan, köpek ve ayı yavru dövüşleri düzenleyerek para kazanmış ve sonra yetim genç Isırık’ı bulmuş, içeri almış ve onu dövüşlere sokmaya başlamış; ayı yavruları vs. ile.
- Eğer kitap bitmeden ölürse ne olacağını sormuş. GRRM “sipariş üzerine kitap yazan yazar bozuntularının kitaplarımı bitirmesini istemiyorum, kitapları bitirene kadar uzun yaşayacağımı ummanız gerekir.” diye cevapladı (ulan hızlı yaz o zaman!).
- İnsanları, karakterlerin isimlerini bebeklerine vermesini hala şaşırtıcı bulduğunu söylemiş. Güzel ve Çirkin (GRRM’in yazdığı, birkaç sezonluk dizi) dönemlerinde, bir kadın karakter öldürüldü ve yeni biri tanıtıldı. Bu olayın üstünde ağlayan öfkeli bir kadından telefon almışlar ve yazarların bebeğini öldürdüklerini söylemiş; kadın, bebeğine J karakterinin ismini vermiş. GRRM “Dikkatli olun,” diyor; “karakteri şimdi seviyorsunuz ama ya üç kitap sonra?” (Özeti yazan arkadaş, sonuç; çocuklarınıza, karakter öldükten sonra isim koyun. Demiş. Aklıma Dany ve Tyrion’ı oynayan Peter’ın açıklaması geldi nedense).
- GRRM’e kitaplarda en hafife alınan karakterleri sordu ama o bu soruya GERÇEK bir cevap vermedi ama okuyucuların hangi karakterleri sevmediğini bildiğini söyledi; Sansa ve Cat ama ikisini de sevdiğini söyleyerek ekledi; Arya, Jon ve Tyrion çoğu okuyucunun favorisi diye ekledi.
- Biri Tywin ve fahişeyi (shea) sordu ama GRRM, buna burada cevap vermeyeceğini sonraki kitaplarda çözüleceğini söyledi.
- George, planlanan 5 yıllık atlama hakkında gerçekten aptal hissettiğini söyledi. Başlangıçta Jon'un Sur’da otururken "Lord Commander olduğumdan bu yana yıllar oldukça sessiz geçti ama bunun şimdi ortadan kalkmaya başlayacağını düşünmeye başladım ..." diye hayal ettiğini ifade etti. (Saçmalığını fark etmiş durumun) Yetişkinler, Arya'nın ergenliğe girmesini bekleyemez.
- Bölümlerin (POV) başlıklarının isminin karakterlerin kendilerini nasıl düşündüklerine – özellikle Sansa’nın- dair bir baş sallama olduğundan bahsetmiş (Bu Sansa ve Aleyne konusunda söylediği bir şey vardı ama ileriki yıllara air bir söyleşiye ait).
- Ned Stark’ın Lord Hastings ve Robert’ın da Edwardu IV ile benzerlikleri olduğu, ikisinin de beklenmedik anda uyarılmaksıızın kafasının kesildiği söylenince GRRM de “Eğer daha dikkatli bakılırsa diğer tarihi figürlerle de benzerlikler görülür; Henry VIII’in Robert’ı ve Richard III de Tyrion’a benzer (yahut tersi işte). Marg’ın işkence gören bir şarkıcı tarafından itirafla ihanete uğrayan Anne Boyne’a benzediğini söylendiğinde GRRM “temelde böyle” diyerek bunu kabul etti. Lakin verdiği cevapların hiçbiri açık değilmiş.
- Seriye başladığınız zamandan beri hikaye konusunda çok sapma var mı ya da tüm hikaye konusu başlangıçtan beri az ya da çok hesaplamış mıydınız? İlk tasarladığınızdan daha fazla karakterler eklediniz mi? Serinin yazım aşamasında ilk planlarınızda hiçbir değişim yaptınız mı?
Hikayede sapma var diyemem ama bir yerden diğer yere varmak ilk tasarladığımdan daha fazla zaman ve sayfa aldı... belki de karşılaştığım yerleri ve karakteri bu kadar ilginç bulduğum içindir. İnsan olduğunda ısrarcı olan mızrak taşıyı ikincil ve üçüncül karakterler bu konuda asıl suçlanacak kişiler; yapmalarını istediğim tek şey orada durmaları, sessizce durmaları ve mızrağı tutmaları. (*Mızrak taşıyıcısı, bir oyunda küçük bir rolü olan, eylemleri az önemli olan karakterleri ifade eder.* ) Evet, bazı başlangıç planlarımda değişim oldu. Eğer olmasaydı ben sadece noktaları birleştirirdim ve bu da beni delirtirdi. Bazı yazarlar mimar, bazıları da bahçıvandır, ben ikincisiyim. Hikaye, yazım sırasında kendine ait bir yaşam sürer (yani hikaye, yol boyunca kendi kendini geliştirir, büyütür ve kendini anlatır demek istiyor. GRRM bu tarz hikayeler yazabiliyor, öbür türlüsünde ilgisini kaybediyor).
- Dünyanızda bilhassa gurur duyduğunuz bir parça var mı?
Sur’u seviyorum. Bildiğim kadarıyla bir fantezi dünyasında eşsiz, benzeri yok.
- GRRM, Cersei ve Dany’nin doğrudan tezat oluşturmayacağından pişmandır...(anlamadım doğrusu) GRRM, zaman çizgisini belirsiz tutmaya çalışıyormuş. Karakterlerini ayrıntıyla anlatmak için fazladan nefes alanlarını seviyor. Bran’ın herhangi bir bölümü yoktu ve Dany’nin sonu farklıydı. Şimdi onun sona erme biçimini seviyor (Yine anlamadım, önü ve arkasında açıklayıcı bir şey yoktu, biraz saçma bir özetleme olmuş olan biteni).
- Krallar, bir kişiyi şövalye ilan edebilir ama Lordlar edemez. Lordun bir kişiyi şövalye yapabilmesi için kendisinin de şövalye olması gerekir, bu yüzden Eddard Stark kimseyi şövalye yapamaz ama Kral Baelor bir kral olarak yapar. Krallar için en önemli şey lordlar ilan etmek, sorun onlara toprak verebilmekte (Böylece Jorah, İnanç’tan olmadığı halde nasıl şövalye ilan edildiğini öğrendik, kral istediğini şövalye yapabilir).
- İkinci Ejderhaların Dansı, Dany’nni istilası manasına gelmesi gerekmez (Bu ilginç işte; kırmızı ringa balığı mı uzattı yoksa GRRM’in aklındaki 2. Dans bizim kafamızdakinden çok mu farklı? )
- Kitapların geri kalanında tüm karakterler olacak mı sorusuna; “Evet, ADWD'den sonra tüm karakterleri aynı kitapta bir araya getirmeyi umduğunu” söyledi. Kahkahalar atarken birazını öldürmesi gerektiğini de ekledi.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.25 12:23 Asusnur GRRM - 2002 Söyleşileri - 2

Bu çeviri @griljedi tarafından yapılmıştır.
31 Mayıs 2020
Bir kadın, onu yanında bir baba (yahut kral vb.) olmadan evlenebilir mi? Yahut Cersei’nin Sansa’ya gösterdiği gibi atlar gibi elden ele geçerler ve bu kadar mı?
Aslında gerçek bu ikisinin arasında. Lakin evet, babaların kızlarının kimlerle evleneceği konusunda söyleyeceği çok sözü var… ancak dul, özellikle mülkiyeti ve unvanı olan daha yaşlı olanların, söyleyecek daha çok sözü olabilir.
Solucanotu (Tansy) ismi verilen karışım – kitaplar yanımda yok, ismi yanlış ifade ettiysem özür dilerim- gerçekten kürtaj için kullanılan bir madde mi yoksa siz mi uydurdunuz?
Oldukça gerçek. Solucanotu ve yarpuz, oldukça güçlü bir kürtaj maddesidir ama doğru oranlarda kullanılmadığında insanı öldürür. Bu yüzden ben de “ay çayıma” birkaç fantezi dokunuş da ekledim çünkü kimsenin bunları gerçek hayatta kullanmasını istemedim. (tansy ismi Türkçe’de papatya olarak çevrilmiş kitaplarda.)
Kadınlardan bahsetmişken gizli bir figür var: Ned’in annesi, sadece “o Lady Stark’dı ve öldü” diyorsunuz. Başka bir şey yok mu? Önemli bir şey değil ya da çok önemli bir şey mi?Lütfen en azından bir hipotezi seçin.
Önemli bir şey varsa, zamanla açıklayacağım.
Piç kılıçla ilgili bir soru sorulmuş: Piç kılıçlar, 1,5 el ile kılıç için kullanılan gerçek tarihsel bir terimdir; sıradan kılıçlardan daha uzun ama çift el kılıçlardan daha kısa.
Sur’un sıcaklığı nedir? Sorusuna( 😒 ) “Soğuk” cevabını vermiş.
Howland Reed, 30’lu yaşlarındadır.
(Yaşasaydı) Ashara Dayne’in yaşı da sorulmuş, o da Reed ile aynı yaşlardaymış. (Lemore’nin o olmadığı bir kere daha onaylandı o zaman.)
Tyrion haricinde… diğerlerinden daha çok sevdiğiniz kadın karakter var mı?
Oh, muhtemelen Arya ama erkeklerde olduğu gibi tüm kadın karakterlerim de seviyorum.
Westeros’dan Valyria’ya ulaşmak için biraz güneye gitmeniz, sonra sola asılmanız ve doğuya gitmeniz gerekir.
Westeros, kuzeyden doğu kıtasına bağlanmıyor.
Bana Euron’un bir FM olup olmadığını ya da sadece bir FM’yi işe alıp almadığını söyleyebilir misiniz? Euron’dan daha fazlasını görecek miyiz?
Euron bir Yüzsüz Adam değil, evet onu Kargaların Ziyafetinde göreceksiniz.
Dünyanız yuvarlak mı? Dany yeterince doğuya giderse Westeros’un batısına gelir mi?
Evet, dünya yuvarlak. Yine de bizimkinden biraz daha büyük olabilir. Daha çok Vance’ın Büyük Gezegeni gibi düşünüyordum … ama siz bana bakmayın.
Brynden Tully’nin evlenmemesi ile ilgili merak edilen şeyler var. Kayıp bir aşk yüzünden mi, iktidarsız bir erkek olması mı ya da eşcinsel olması yahut küçük kardeş iktidar kavgaları gibi sebeplerle mi evlenmeyi reddetti? Bu duruma ışık tutabileceğiniz bir şey var mı?
Hayır. (Kısa ve öz, ne diyelim?)
Karakter arasında kendisinden bir parça katıp katmadığı karakter olup olmadığı sorusuna; tüm karakterlerin ondan bir parça taşıdığını ama ona en yakın olanın Tyrion olduğunu söylüyor.
Mevsimlerin neden dengesiz ve tahmin edilemez olduğunu ileride öğreneceğimizi söyledi.
Braavos, Özgür Şehirlerin en zengini ve en güçlüsüdür.
GRRM, Kılıçların Fırtınası kitabını yazdıktan sonra, zorlu bir sahne olduğu için, Kırmızı Düğün’ü yazmayı en sona bırakmıştır. Üçleme olarak planladığında Kırmızı Düğün 1. kitapta, Dany’nin gelişi ise 2. kitapta olacaktı ve şimdi kitapların sayısının 6’ya çıkmasıyla (o zamanlar 6 ciltte bitirmek istiyordu) Dany’nin dönüşü 5. kitap Ejderhaların Dansında olacak, açıklaması yapmış (ama biz kitap sayısının 7’ye çıkması yüzünden bu olayın en erken 6. kitapta, muhtemelen sonlarında, olacağını biliyoruz. Sanırım Meereen’in GRRM için neden bir “düğüm” haline geldiği ortada, kitap sayısı arttıkça Dany’nin de orada kalması gereken süre arttı ve haliyle hikayeyi olduğundan daha da genişletmek zorunda kaldı).
Serinin sonunda birkaç barış sahnesi görebilir miyiz? En sevdiğim sahnelerden bazıları AGOT’un başlangıcındaki nispeten huzurlu bölümler.
Evet, mümkün.
Savaşlar başlamadan önce Moat Cailin kalesinde yaşayan birileri yoktu çünkü kuzey, yüzyıllardır hiç saldırıya uğramamıştır. Kalenin harabe olduğunu eklemiştir.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.25 11:12 Asusnur GRRM - 2001 Söyleşileri -3

Bu çeviri @
7 Haziran 2020
Sadece bir soru. Neden Efkarlı Edd siyahları giydi? Yoren, kızların üniformalı bir adama dayanamayacağını söyledi…
Ulukurtlar hakkında; RL’de olduğu gibi, bir ulukurtun ana besin kaynağının gri kurtların kolayca yakalayamayacağı daha büyük hayvanlar (geyik ve benzeri) olduğunu varsayıyorum. Gerçekten büyük hayvanları da gördüğümüz tek yer Duvar’ın ötesidir. Bu yüzden mi ulukurtlar neredeyse sadece Duvar’ın ötesinde yaşıyor, yoksa eksik bir şey mi var? Duvarın güneyinde de büyük hayvanlar vardır, özellikle de Wolfswood, Kingswood ve Rainwood’da. Ama sanırım ulukurtlar insanın gelişinden kaçtı ya da avlandı … İnsanlar için sıradan kurtlardan çok daha tehlikeliler.
Yedi’nin dinini de merak ediyorum. Onlar (en azından yüzeysel olarak) Katolik Kilisesi’ne bir analog gibi görünüyorlar, ancak Büyük Eylül modern zamanlarda iktidardaki kimselerin ağızlığıdır. Aegon Yedi Krallığı birleştirmeden önce, daha fazla bir güç komisyoncusu kullandılar mı? Genellikle evet … (Katolik Kilisesi’nde olduğu gibi), İnancın gücü büyük ölçüde Yüce Septon olarak kimin seçildiğine bağlı. Aegon bile İnancın endişe duyduğu yeri hafifçe gösterdi … güçlerini kırmış olan oğlu Maegor’du, ancak o zaman bile İnanç, Aziz Baelor gibi kralların altına geri döndü.
Dorne’un kendi septonları var mı sorusuna Martin hayır cevabını verdi ve İnanç’ın aslında Targaryen’ler için büyük bir tehdit olduğunu belirtti.(Yani Zalim Maegor’un İnanç hakkında yaptığı hamleleri doğru bulmuş)
Şafak’ın ünlü bir geçmişi olduğunu söylemiştiniz - Dayne’lerin veya Kayanyıldız’ın Şafak’a ne kadar süredir sahip olduklarını gösteren bir bilgi var mı? Oh, söyleyebilirim ki Şafak birkaç bin yıl öncesine kadar gider … ve ondan önce her şey biraz bulanıklaşır.
Martell soyadı hakkında bir soru sorulmuş ve Martin soyadlarının Nymeros Martell olarak değiştiğini belirtmiştir.
Tüm Dorne Evleri ilk doğan miras kanununa uyuyor mu? Büyük çoğunluk, evet. Dağlarda bazı Dornlular olabilir, Rhoynar kültürünün az dokunduğu yerler.
Dorne’da seçilen başkılıç mı? Ve ne tür bir zırh giyiyorlar?* Isı nedeniyle evrendeki başka yerlerden daha hafif zırh. Ve evet aynı zamanda kılıç, mızrak, balta ve her zamanki cephaneliğin geri kalanını da kullanıyorlar.
Kral Muhafızlarının Lord Komutanı kral tarafından seçilir. Kıdem bir rol oynayabilir, ancak yetenek de göz önünde bulundurulur.
Hardhome nedir? Duvarın ötesindeki alanın haritası üzerinde, ancak kitapta hiç bahsedilmedi. Hardhome, yabanılların şehre en yakın yerleşkesidir.
Tywin Lannister’ın Reyne’ler ve Tarbeck’lara karşı yürüttüğü savaşta Kral Eli olmasında rol oynadı mı? Küçük bir rol oynadı. Aerys ve Tywin birbirlerini gençliklerinden tanıyorlardı. Aerys, tahta çıkıp etrafındaki bir grup yaşlı adamı değil, genç bir konsey istediğinde 19 yaşındaydı. Jahaerys öldüğünde 39 yaşındaydı.
Kızıl Düğün fikri nereden geldi? İskoç tarihinin Kara Yemeği’ne dayanmaktadır.
Kurtlar ve Stark’lar hakkındaki konuşma ile ilgili olarak, Lady’nin öldüğünü ve Sansa’nın hala hayatta olduğunu ve Sansa’nın artık çok fazla Stark olmadığını söylediğnde GRRM sandalyesine yaslandı, gülümsedi ve “Çok zekice bir gözlem” olduğunu söyledi.
Martin’in Jon-Ned sütkardeşliği ile ilgili sorulan sorua cevabı:
Edric terimi biraz uzatıyor … “süt kardeşler” genellikle aynı kadın tarafından aynı anda emzirilen farklı ebeveynlerin iki bebeğine atıfta bulunur, ancak Ned uzun zaman önce Wylla’nın göğüslerinden ayrıldı.
Bran’ın yaz aracılığıyla gördüğü ejderhaya benzeyen şeyin aslında ne olduğu konusunda sorulan soruyu Martin cevapsız bıraktı.
Arya’nın FM olacağına dair sorulan soruyu da cevapsız bıraktı.
Dany ve ordusu ADwD’de Westeros’a ne zaman gelecekler (kitabın başı, ortası, sonu)? Yorum yok.
Jon’un antreman yapmaya devam edip edilmeyeceği sorulmuş ve Martin gerçek bir dövüş yapacağını söylemiş.
Tyrion’un gemisi onu nereye götürüyor? (bazı insanlar Dorne olacağını düşünüyor) Yorum yok.
Littlefinger’ın, Cat’in intikamını almak için Frey’lere karşı Sancaksız Kardeşleri destekleme ihtimali var mı? Littlefinger ile her şey mümkün.
Dany’nin komutan olarak becerilerinden biraz endişeliyim. Westeros’un işgalini başarmak için çok sayıda askeri tavsiyeye ihtiyaç duyacağına inanıyorum (hem taktik hem de stratejik olarak). Bu konu hakkındaki düşünceleriniz neler? Onun öğüdüne ihtiyacı olacak, evet … iyi öğütleri kötüden ayırmayı da öğrenmesi gerekecek, ki bu belki de en zor görevdir.
Lysa bekaretini kaybettiğinde Littlefinger sarhoştu. İçinde bulunduğu hal, aslında Catelyn ile uyuduğuna inanmasına neden oldu mu? Bence bu oldukça muhtemel, evet.
Robert Baratheon’da IV. Henry of Castile’ı görüyorum, haklı mıyım? Üzgünüm, IV. Henry hakkında çok şey bildiğim biri değil. Robert en fazla Edward IV’tür tabi her zamanki gibi bazı değişiklikler yaptım.
Tyrion’un el iken Stannis’e şehrin kapılarını açması gerektiğini ve bunun onurlu bir davranış olduğunu düşünen birine yazar bu tarz bir davranışın barındırdığı onurun tartışmalı olacağını söyledi.
Martin’in FM ile ilgili küçük bir kırıntı isteyen hayrana cevabı:
İşte kırıntı: çok yaşlılar, çıkarları daha da ileri gidiyor, Valyria kökenliler ve temel örgütlenme ilkeleri dinsel.
FM ilgimi çekti ve onlar hakkında daha fazla bilgi verebilir misiniz diye merak ediyordum. Yapacağım, ama bir mektupta değil. Kitapları okumaya devam et.
Erkek arkadaşım bana yarım düzine karakterin Yüzsüz Adamlar veya gerçekten aynı Yüzsüz Adam olabileceğini söyledi. Bazı okurlarım benden daha canlı hayallere sahip. Bazen bir puronun sadece bir puro olduğunu söylemek dışında yorum yapmayacağım.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.25 10:41 Asusnur GRRM - 1999 Söyleşileri - 2

Bu çeviri @griljedi tarafından yapılmıştır
25 Mayıs 2020
Bronn, 30’ların başlarında.
Eğer her bir şövalye başka bir kişiyi şövalye ilan edebiliyorsa Ser Osmynd Kettleblack gibi vicdansız şövalyelerin yahut toplumsal değerleri küçümseyen hanelerin bu durumu suistimal etmesine engel olan nedir?
Sosyal baskı. Bir şövalyenin akranları bunu yapana kötü gözle bakar. Evet, belli bir miktar para kazan olabilir ama şerefi kalmazdı ve şeref, bu kültürde hala çok önemlidir.
Ser Osmynd neden para için başkalarını şövalye ilan etmedi ya da en azından kendi kardeşlerini şövalye ilan etmedi? Aileler içinde bile şövalye olmayan kardeşler var, neden?
Şövalye olmak sadece basitçe “şeref” meselesi değildir, bu bir iş, yükümlülükleri var. Zırh ve en azından savaş atı için belli bir miktar servete ihtiyacını var. Savaşmanız, efendiniz çağırdığı zaman gitmeniz gerekir; insan eğitmeniz ve yönetmeniz beklenir. Bazı insanları (Willas Tyrell, Sam Tarly gibi) bunu yapamaz; bazıları sadece rahip, üstat gibi şeyler olmak için donanımlıdır. Şövalyelik de kısmen dindar bir parçaya sahip, bu yüzden eski ilahların takipçileri şövalye olmaya pek eğilimli değillerdir yoksa faturayı ödemek zorunda kalırlar.
Soylu doğumlu piçler şövalye olabilir mi?
Herkes şövalye olabilir.
Manderly’nin nasıl 40 yaşlarında yaverleri olabiliyordu?
Yaverleri, şövalyelik eğitimi alan, genç erkekler olarak görme eğilimdeyiz bu, gerçeğin sadece bir parçası. Tarihsel olarak hayatlarını tamamen yaver olarak geçiren kişiler de var; 30’larında, 40’larında hatta bazen 50’lerinde yaverler gayet yaygın bir şeydi. Bu insanlar belki şövalye olacak zenginliğe sahip değildi ya da eğilimleri yoktu. Onlar, teğmenliğe terfi etmek istemeyen kariyer ordusu çavuşunun orta çağ muadilleriydi.
Tyrion, babasının Fırtına Burnu’nuna yürümeden önce Robb’u yenmesi gerektiğini düşünüyordu. Stannis’in her an kaleyi terk edip, KL’ye saldırması açısından bu büyük bir risk değil mi?
Fırtına Burnu çok zorlu bir kale. Tywin ve Tyrion, Stannis’in cesurdan ziyade metotik bir adam olduğunu biliyor, bu yüzden düşman kalesini arkasında bırakması mümkün olmayacaktı. Stannis’in Davos’a açıkladığı gibi; psikolojik bir yönü de var dı, küçük de olsa “yenilgi” görmeyi kabul etmedi. Tywin’in Batı’ya yürümesi bir risk mi? Evet. Bu yüzden Harranhall’da uzun bir süre kaldı, Robb’un ona saldıracağını ümit etti ama olmadı, hesaplanmış bir kumar oynadı. Üç taraflı bir mücadelede (Renly ile beraber 4) herhangi bir belirleyici hareket bir risktir ve kazanmak için bazı riskler alınmak zorundadır.
İsyan sırasında Tyrell ve kuvvetleri, neden Fırtına Burnu’nu kuşatıp zamanlarını boşa harcadı? Bilhassa onların azam lordları savaşı kaybederken?
Targaryenler bir takım savaşları kaybetmişlerdi (ve bazılarını da kazanmışlardı), ancak Üç Dişli Mızrak ve King’s Landing Kuşatmasına kadar savaşı gerçekten kaybetmiyorlardı. Ve sonra kaybetti. Ve kuşatmalar orta çağ savaşının çok önemli bir parçasıydı. Fırtına Burnu coğrafi olarak stratejik değildi, ancak Kışyarı Starklar için önemli olduğu gibi Baratheon Hanesi için de önemli olan Robert’ın gücünün temeliydi. Düşmüş olsaydı, Robert evini ve topraklarını kaybederdi … ve iki erkek kardeşi düşman elinde rehine olurdu. Tüm önemli kişiler. Ayrıca Fırtına Burnu’nun düşüşü, fırtına lordlarının çoğunu onu dizini bükme zamanının geldiğine ikna edebilir. Yani kaleler nadiren önemsizdir.
Tyrellerin büyük bir ordusu vardı ama güçlerinin önemli bir kısmı Rhaegar ile birlikteydi. Prensin ordusu, Robert’ın ki daha çok savaş tecrübe etmesine rağmen, Robert’ın ordusundan daha fazlaydı. Savaşın tüm tarihini girmedim ama sadece iki büyük ordunun dövüşmesinden fazlası vardı; kuşatmalar, pusular, kaçış, düello, yağma ve Vadi ile Dorne Hudutları gibi bir dizi uzak yerde savaşlar…
Bir diğer ihtimal olarak Mace’in Aerys’in içten içe kaybetmesini umarken, ikili oynadığı söylenebilir mi? Böylece Ned gelir gelmez sancaklarını indirip, teslim olmuştur.
Ned geldiğinde Aerys ve diğerleri ölmüş, Viserys kaçmıştı; savaşacak kimse yoktu ve savaş her şekilde kaybedilmişti. Modern çağın “toplu savaş” kavramı o dönemler yoktu. Sadakat gibi ordular da kişiseldi. Tyrell’in teslim olması her zamanki gibi bir savaştı. Eğer bir nedenden ötürü Ned’e karşı boş bir savaş vermeyi denerse = daha fırsatçı sancaktarlarını diğer tarafa geçmiş olarak bulabilirdi.
Cat’in Jon’a karşı kötü davranışları hakkında bir soruya cevaben… “Kötü davranış” abartılı bir kelime. Cat, Jon’u kan gelinceye kadar dövdü mü? Hayır. Kendisinden uzaklaştırdı mı? Evet. Sözlü olarak onu suistimal edip, saldırdı mı? Hayır. Bran’ın hasta yatağında olanlar özel bir durumdu ama kendi çocuklarının haklarını konusunda çok koruyucuydu ve kral’ın ziyafetinde meşru doğumlu çocukları ile onun arasında keskin bir çizgi çekti. Jon kesinlikle onu başka yerde görmeyi tercih edeceğini biliyordu (Bu açıklamayı her daim biraz eksik ve yanlış bulmuşumdur çünkü Jon’un duygu ve düşüncelerine baktığımızda tam tersi bir resim çıkıyor; tamam, sürekli bir sözlü saldırı ve dayak gibi şeyler kuşkusuz yok ama basit bir soğuk bakıştan fazlası olduğu aşikar, yoksa en basitinden bu oğlan niye sürekli bu kadından korkup, ağlasın?)
Kanlı Oyuncular, diğer paralı asker birliği kadar eski değil ama çok yeni de değil, isimleri muhtemelen Vargo’dan öncesine dayanıyor. Bir Qohorik şu an onlara liderlik ediyor, sonrasında muhtemelen bir Lys’lı veya Dorne’lu ya da Ibbenli liderlik edebilir.
POVlarını nasıl yazdığı ile ilgili sorusu üzerine… Genelde bir karakteri seçiyorum ve bir duvara toslamadan önce onunle ilgili birkaç pov yazıyorum ve sonra bir başka pov’a geçiyorum ve bu şekilde devam ediyor. En zor POVlar, sanırım büyü elementleri yüzünden de Dany ve Bran ve Bran’ın ayrıca en genç POV olması ve sakat olduğu için kısıtlı olması gibi bir durum da var. Diğer tarafta Tyrion ve Ned’in bölümleri… kendilerini yazıyorlar gibi görünüyor.
Jon’un doğum zamanı ile ilgili bir soru üzerine… Jon ile Dany arasında muhtemelen 8-9 ay gibi bir zaman var… Cat ve Ashara söylentileri üzerine… Söylemeye gerek yok, hepsi zamanla açıklanacak. Ashara Dayne, Kayanyıldız’da yere çakılmadı çünkü bana yazan okuyucular böyleymiş gibi varsayıyor. Dorne’da da atlar var, biliyorsunuz ve tekneler… kendilerine ait olmasa da…Elia’nın Rhaegar ile evlenmesinden sonraki ilk birkaç yıl içinde Prenses’in KL’deki birkaç kadın eşlikçilerinden biriydi. Kalanını kitaplar için saklıyorum.
Greyjoy saldırısı sonrası Tywin, Lannister filosunu yeniden inşa etti. Burada 20 ya da 30 tane gemiden bahsediyoruz. Buna karşın Greyjoy filosuna denk olabilecek yegane deniz filosu Arbor’un kraliyet filosu ve Redwyne filosudur. Greykoy ve Redwyne, Westeros’un geleneksel deniz güçleridir. Lannister gemileri, Demir filonun dar gemilerinden daha heybetli ve büyük; çarklar, karyolar, akrepler gibi şeylerle beraber. Tyreller de Lannisterlarla aşağı yukarı aynı durumdadır ama onlar sancaktarlarına biraz daha bağımlıdır; bilhassa Kalkan Adalarındaki… Hightowerların, ticaret gemilerini korumak için, sadece birkaç savaş gemisi vardır.
Ned’in ordusu ona Dorne’a kadar eşlik etmedi, orada savaş yoktu ama şüphesiz sınırlarda küçük çatışmalar vardı. Lakin Martellerin savaşın dışında kalması tamamen doğru değil, Prens’in ordusunda KM Prens Lewyn komutasında Dornelu askerler vardı. Lakin Dornle’lar prensi olması gerektiği şekilde desteklemediler, bu kısmen Elia yüzünden öfkeli olduklarından kısmen de Doran’ın doğuştan gelen ihtiyatından.
Sevginin bir çok çeşidi var. Robert, kardeşlerini şüphesiz bir şekilde seviyordu ve onlara karşı dürüsttü ama onlardan tamamen hoşlanmıyordu. Stannis ile ilişkileri her zaman dikenliydi. Renly ise ailenin bebeği idi ve saraya gelene kadar Robert ile çok az zaman geçirdi. Robert’ın ona düşkün olabileceğinden şüpheleniyorum ama yakın değillerdi. Stannis, Fırtına Burnu dururken Ejderha Kayasının verilmesinden hiç hoşlanmadı ve bunu hakaret algıladı… ama Robert’ın bu amaçla yaptığı doğru değil. Targlar varislerini her daim Ejderha Kayası prensi olarak atamıştır. Joffrey doğana kadar da Robert, Stannis’i varisi olarak seçmişti. Robert iki kaleyi de kardeşlerine vermek yerine oğullarına verebilirdi ama bunun yerine kardeşlerine verdi ve ellerinde tutmalarına izin verdi, dikkatsiz cömertliğinin bir başka göstergesidir.
Valyria ve kıyameti hakkında ilerleyen ciltlerde daha fazlasını öğreneceksiniz ama illa Kılıçların Fırtınasında olacağını söyleyemem.
Jaime’nin Aerys’i öldürürken ki duyguları konusunda fikirleri var. Bazıları onun acılık hissettiğini düşünüyor, şahsen ben biraz eğlendiğini de düşünüyor.
İki görüş de doğru.
Westeros'da Evlilik ve Nişan Yaşı 6
8 bin yıl önce Ötekiler nasıl yenilgiye uğradı? Sayılarına bakınca yenilmez gibi görünüyorlar? İnsanlar karşı saldırıda bulundu mu?
Binlerce yıl önce olan bir şey, bazı gerçekler sisin arasında kayboldu ve zamanla efsaneye dönüştü. İlerleyen ciltlerde daha fazlasını öğreneceksiniz ama muhtemelen her şeyi değil, hayır.
Yüzsüz İnsanlar, önceden bir tarife listesi asmaz. Onlara ölmesini istediğiniz kişiyi söylersiniz ve onlar da kim olduklarına ve zorluğuna göre durumlara göre fiyat üstüne tartışıp, karara bağlar. Ne kadar zorlu ve üst seviye kişiyse fiyat da o kadar yüksek olacaktır.
Arya’nın yakaladığı siyah kedi, Rhaenys’in kedisi Balerion olabilir mi?
Olabilir.
Westeros’ta erkekler 17 yaşında yetişkin kabul edilir. Yaş kaç olursa olsun yemin edildiğinde (NW veya KM için şeylerde) iş bitmiştir, kaçış yoktur, yaşın gençliği bir kurtulma aracı olmaz. Ayrıca NW, 12 yaş gibi oldukça genç bir kişiye yemin ettirmez.
Sorunun özeti: Hornwood mirası; Lord Hornwood’un kız kardeşi mirası devralacak kişi olarak düşünülmedi ama onun oğlu ve lordun piçi düşünüldü. Elimizde birkaç kadın lord (Mormont, Dustin ve Whent) olduğu düşünülürse bu pek mantıklı gelmiyor. Lord Hornwood ‘un karısı ve gelecek kocası mirası elinde tutacak kişi olarak tasvir edildi. Ayrıca Leydi Whent’in bir Frey ile evlenmiş olmasına rağmen hanesinin son üyesi olması üzerine bir soru soruldu ama GRRM buna cevap vermedi.
Bu soruya kısa cevap; Westeros miras hakkı gerçek orta çağ dönemine göre modellendi. Yani belirsiz, kodlanmamış, farklı yorumlara tabi ve çoğu zaman da çelişkili. Adamın ilk doğan oğlu varis olur, sonra bir sonrakine geçer. Yaşayan bir erkek varken Dorne hariç kızlar, miras konusunda pek göz önüne alınmazlar. Erkek evlatlardan sonra kız evladın mirası alacağı söylenir ama ölü adamın kardeşlerinden biri buna itiraz edebilir. Kız mı erkek mi daha önceliklidir? İki tarafın da bir talebi var.
Ya hiç çocuk yoksa ve geriye sadece torun ve büyük torunlar varsa? Öncelik ve yakınlık daha öncelikli bir prensip midir? Piçlerin hakkı var mı? Meşrulaştırılmış piçler, meşru doğumlu çocuklardan sonra mı yoksa doğum sırasına göre mi sıraya giriyorlar? Dullar ne olacak? Ve ölen kişinin iradesi ne olacak? Bir lord, oğlunu mirastan menedip diğer oğlunu varis yapabilir mi? Yahut bir piçi?
O dönemler de Westeros’ta da keskin, net bir cevabı yok. Olaylara genelde vaka bazında karar verilir, her bir dava bir sonrakine emsal teşkil edebilir ama çoğu zaman emsaller, taleplerle çatışabilir. Orta Çağ’a baktığınızda “çatışan hak talepleri” savaşların nedenin 4’te 3’ünü kapsar. O dönemlerin dünyası yasalarla değil erkeklerle yönetiliyordu. Yasaların belirsizliği lordun bir yerde tercih ettiği bir şey olabilir çünkü bu, onlara güç sağlıyordu. Hornwood davasında kararı sonuçta bir “lord” verecekti ve daha güçlü hak sahipleri karardan memnun değilse, silahlarını çekebilir. Yani kısaca miras meselesi, yasalar kadar politika ile de alakalı bir şekilde karara bağlanıyordu.
Renly, kaygısız ve dikkatsiz bir kişiydi ve geniş genellemerle konuşuyordu (Renly’nin taht talebiyle ilgili konuşmasıyla ilgili). Bağlamdan görebildiğimiz üzere abisinin yasal dayanağını hiçbir şekilde umursamadı, onun ilgilendiği tek şey ordusunun ne kadar büyük olduğuydu.
The Hedge Knight’ta binlerce yıllık yaşta olan kadim ejderhalardan bahsediyor. Targaryenler getirmeden önce Westeros’ta ejderha var mıydı? Yoksa Targlar gelirken ejderha iskeletlerini de mi getirmişti?
Bir zamanlar ejderhalar vardı. (Buz ve Ateşin Şarkısı 'Ejderhalar' 4 )
Kitaplar için sakladığınız bir şey olabileceğini düşündüğüm takip sorusu, Westeros dışındaki Ejderhalara ne oldu? Eğer doğru anladıysam, Simyacılar hiçbir yerde ejderha olmadığını söylüyorlar. Öyle miydi?
Artık var olduğu bilinen ejderhalar yok … ama bu bir ortaçağ dönemi ve dünyanın büyük bölümleri hala terra incognita, bu yüzden gizemli yerlerde çok uzakta her zaman ejderha manzaraları hikayeleri var. Üstatlar bunları kaile almama eğilimindedir.
Ben Tad Williams’ın büyük bir hayranıyım. Tolkien’i yıllarca sevmeme rağmen, modern fanteziyi okumayı bıraktım çünkü çoğu korkunç türev şeylerdi. Sonra Tad’in DRAGONBONE CHAIR’ini denedim ve oturdum ve kendi kendime “Evet! Bu doğru bir yazarın elinde müthiş olabilir!” dedim. Bu ilham olmadan hiçbir zaman BUZ VE ATEŞİN ŞARKISINI yazmazdım. Eğer bulabilirseniz metinlerde bu seriye dair bazı şeyler var. (Azor Ahai Efsanesi 'Sahte Ulak' 1 )
Eğer Dany kısırsa (varisi olmayacağı için) neden Westeros’u işgal etmek istediğine dair bir soruya, cevap vermedi.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.21 02:45 Trojaner Turkish Copypasta

bana ilişki içinde ve özellikle son 1 senede uyguladığın duygusal , cinsel istismar ve duygusal şiddetten ve onun sonucunda anksiyete bozukluğu, major depresyon, cinsel bozukluk, panik atak krizleri ve intihar teşebbüslerinden bahsedeceğim öykü
28 yaşındayım ve "senin yaşadıklarının %10unu yaşasam şimdiye ölmüş olurdum" dediğin bir hayat yaşadım. bu yaşa kadar psikolog ve psikyatriste gitmedim (sağlık raporları dışında) ilaç kullanmadım, hele ki panik atak ve anksiyete gibi şeylere dünyada en uzak insanlardan biriydim
her gün büyük acılar çekiyorum, yemek yeme , uyuma gibi temel işlevleri bile gerçekleştiremiyorum, her gün ölmeyi düşlüyorum. aileme ne durumda olduğumu sorabilirsin. bunun yegane sebebi ilişki içi uyguladığın sistemli istismar ve duygusal-psikolojik şiddet. hepsini açıklayacağım
gördüğün gibi duygusal şiddet ve istismarın tüm belirtilerini taşıyorum. hayatımda ilk kez geçen sene seninle tartışırken panik atak krizine girdim ve kaldırıma yığıldım. 1 ay kadar önce yine tartışmamızda balkona yığıldım ve panik atak geçirdim. o günden sonra sürekli oldu
ve erasmusta muharremle olduğun gece intihar ettim. bileklerimi kestim. anlık müthiş bir ölme isteğiydi. hani etta james tarzı şarkılardaki gibi. i'd rather go blind gibi. bunu yaşamak, daha doğrusu yaşatmandansa ölmeyi tercih ederdim. şimdi istismarını anlatacağım
öncelikle istismar nediri göstermek istiyorum. önce bana uyguladığın istismarın bendeki psikolojik raporlarını gösterdim. sonra istismarın sonuçlarıyla eşleşmesini ve şimdi de istismarın tanımı görmeni istiyorum ki, itiraz edebilecek bir noktan ve yüzün olmasın
ilk ve en büyük istismarından bahsedeceğim. biraz geçmişe gitmek istiyorum. 7 yıl öncesi bana attığın mesaj. bu 7 yılın büyük bir kısmında iletişimdeyiz. 6 YILDIR HAYATINDAYIM. tekrar konuşmaya başladığımızda 24 yaşındayım, sen ise 17-18
öncesinde abi-kardeş olarak devam eden ilişkimize arkadaşlık da ekleniyor. ve bana karşı duygusal-romantik bir sevgi duyduğunun farkındayım ama görmezden geliyorum. ve biraz da hayranlık duyuyorsun. seninle konuşmaktan hoşlanıyorum, hatta senden ama bu sevgiyi istemiyorum
hatırlarsın o dönemler artık seçici olmamam gerek, çok muhteşem bir sevgiyi beklememin sağlıklı olmayacağını düşünüyorum, sadece hoşlandığım birileriyle sağlıklı bir ilişki yaşamamın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. sen de biliyorsun. özellikle sanal bir şey istemiyorum
seni hala büyük oranda küçük kardeşim ve arkadaşım olarak görüyorum. sorunların var, birçok insecurity ve özgüven problemleri, anksiyete bozukluğun var, uzağız. küçüksün. hatta bazen bu sevgiyi ergenlik hevesi olarak görüyorum
öte yandan etrafımda olan ve bana yazan birçok kişi var biliyorsun. reel veya sanal. senin yaşlarında veya senden büyük. bana yazıyorsun, elbette sana duyduğum bir sevgi var, kafamı karıştırıyorsun sürekli. romantik anlamda dengesiz davranışlarım oluyor. bazen yazmayı kesiyorum
çünkü sağlıklı bir yetişkin ilişkisi yaşamak istiyorum. ve seninle bunun pek mümkün olamayacağını düşünüyorum. hatta kendimden soğutmak için sana kötü de davranıyorum. beni taciz ettiğini söylüyorum, bunun gibi birçok boktan davranış.
fakat yine de bana sevgini gösteriyorsun. birkaç ay hiç yazmasam bile "seni çok özledim" diye mesaj atıyorsun. arkadaşlarıma mesaj atıp beni soruyorsun. bunları görünce sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum. daha 18 yaşında ama kendimden itsem bile sevgisi ve kalbi güçlü diyorum
bu güç aradaki bazı organik problemleri aşabilir diye düşünüyorum. uzaklık, yaş farkı, senin sorunların vs gibi ve tamamen bir ilişkiye-flörte başlıyoruz.
seninle ilişkide olarak sağlıklı yetişkin ilişkisini hemen yaşayamacağımı biliyorum. üzerinde uğraşmam ve
emek vermem gerekecek. bunun farkındayım. istismar burada başlıyor. elbette başlarda istismar değil. zamanla buna dönüşüyor. dönüştürüyorsun.
aramızda 6-7 yaş var. ben baskın bir karakterim, sen ise çekinik. sen beni daha çok seviyorsun ve bunun gibi birçok şey
böyle bir durumda genellikle benim tarafımdaki kişinin karşısındaki kişiyi bilerek veya bilmeyerek istismar etmesi beklenir değil mi? bunun farkındayım ve bunun olmasından korkuyorum. seni istismar etmekten, senin de istismara açık olmandan.
hatırlarsın hep şunu tembihliyorum "ben istiyorum diye bir şey yapma, senin içinde o isteğin olması önemli, içindeki isteği dışarı çıkarmak istiyorum" veya sürekli "seni herhangi bir şeye zorluyor muyum" diye check ediyorum değil mi
ilişki içi şiddete dair o zamanlarda yeni öğrendiğim terimleri soruyorum, gaslightning, lovebomb vs gibi ve bunların herhangi birini uyguluyor muyum diye sana geliyorum. çünkü biliyorum ki, bazen insan istemeden de bunları yapabiliyor veya farkında olmadan.
bir yandan kendine ve özellikle dış görünüşüne dair endişeler var, çekingen ve kaçınan birisin, doğru veya yanlış biçimlerde de olsa bunları gidermeye sana iyi gelmeye çalışıyorum. birçok fedakarlıkla bu ilişkiye başlamış durumdayım ve sağlıklı bir ilişki için uğraşmam gerekiyor
sana iyi geleceğimi ve geldiğimi biliyorum. günlüklerini tekrar tekrar atmama gerek yok değil mi? her sene bir yerlere yazdığın sözler "abim, en iyi arkadaşım, dostum, sevgilim" , "sevgisinde çok güvende hissediyorum" , "verdiğim en iyi karar sensin"
"her şeyimi anlattığım tek insan, safe placeim" gibi birçok şey. bunlar için çok ama çok çabaladım ve bekledim. fakat ilerledikçe aramızdaki yaş farkı bir istismara dönüşüyordu. özellikle son senelerde .birçok şeye "küçüğüm" "şöyleyim, ben böyleyim" gibi cevaplar
sana karşı yaş farkından dolayı yüksek bir tahammül ve ayrıcalık tanımış olan insanın sağladığı bu konfor alanına, kedinin mindere yayıldıkça yayılması gibi yapışıyordun. elbette belli bir takım progress ve ilerleme de vardı fakat ileride bu da withholding adındaki istismar oldu
tartışmaktan çekindiğinde bile seni tartışmaya itiyordum değil mi, içini dök, benimle tartış dediğimi hatırlıyorum birçok kez.
yaşıtlarına göre çok geç gelişiyordun. bu olabilir. aslında birçok şey için küçük değildin. küçüğüm dediğinde bile değildin. küçük değil korkaksın
fakat bahanelerin arkasına sığınıyordun ve karşında benim gibi anlayışlı ve sabırlı (sabrımın tükentiği ve hüsranımı yansıttığım anlar da dahil) biri olunca o konfor ve korku alanında kalmaya devam ettin.
kant'ın burada sana ve beni uğrattığın istismara dair güzel bir yazısı vr
dedim ya, normalde yaş farkı ve karakter farklılıklarımız sebebiyle tersi olması beklenirdi ama hemen hemen her şeyde küçüklüğünü öne sürüyordun. ben de birçok red flag ve hataları küçüklüğüne veriyordum. vermemem gerekirmiş.
en ufak sorumluluk ve çabadan kaçınıyordun. ilişkinin ilerlemesi gerekiyordu, 1 seneden fazladır flört halindeydik, "sevgili" olmaya, isim koymaya dahi ben ittirdim ve sen de başka kişilerle konuşmamı görünce bu konforlu ve zahmetsiz belirsizliği bitirmeye karar verdin
bir grup içinde sorumluluk almayı, insanlara bir şeyler öğretmeyi sevdiğimi biliyorsun. kendi deyiminle "elimde büyüdün". gözünü açtığından beri ben vardım. ve bu katlanılan bir durum olsa da keyif de alıyordum çünkü sana olan sevgim sebebiyle yaptığım fedakarlığı
bekleyişi, sabrı bir gün anlamanı umuyordum. sen ise bu ayrıcalıkları take for granted olarak gördün. cepte gördün. olması gereken olarak gördün. bana şunları dedin "ne bekliyorsun alkış mı", "you signed up for this" vb birçok söz.
alkış beklemiyorum, sevgi bekliyorum. saygı ve minnet.
bu küçüklüğün kişisel, bana özel ve bir istismar olduğunu ise erasmuta muharremle olan ilişkinde anladım.
bir stepping stone, basamak, bir enayi gibi kullanıldım
sevdiğin insana hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. benimle ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuştun. neredeyse 60 günde 1 yapıyor bu. 7-8 kere sexting sadece. sıfır skype ve görüntülü konuşma 2 senelik sevgililik ve 1 senelik flörtün özeti bu
bir anda büyümedin. kendi deyiminle elimde büyüdün. duygusal ve cinsel gelişiminde annen-baban, arkadaşların veya bir başkası değil ben vardım. üstelik bu süreçte sağlıklı bir ilişki yaşayamamış oldum. en çok canımı acıtan ise "muharrem senden daha çok çabaladı" demen oldu
bunları söyleyebilen biri, hiçbir kavga hiçbir tartışma olmaksızın nasıl bir başkasıyla 15 gün sonra öpüşür ve ilişkiye başlayabilir anlamıyorum. tek kelimeyle iğrenç. bir insanın sözlerine değil, eylemlerine bakmamız gerektiğini çok iyi özetliyor bunlar
beni hep sözde sevdin. sevgi böyle bir şey değil. ben kendimden biliyorum. sana duyduğum sevgiden. ve muharreme duyduğun sevgiden. bir anda büyümedin, sevgiye inancın da bitmedi ve onunla kinda sevgili oldun.
"seni seviyorum ÇOKÇOKÇOK" bana duyduğun sevgi sana iyi gelen bir şeyi sevmen gibiydi. pansuman gibi. iyi geliyor seviyorsun. enayiyim çünkü. ben seninle birçok şey yaşamak için yıllarca bekliyorum, çabalıyorum, gelişimine katkı yapıyorum ama bir başkasına hiçbir zahmet
göstermeden, uzun bir ilişkini bitirdikten sonra, yasını bile tutmadan 4 gün sonra öpüşüyorsun. yakınlık yaşıyorsun. ve bizim yapmamıza engel olduğun birçok şeyi yapıyorsun. bu sözleri ondan duyduğumda da intihar ediyorum. bunun için bile onu suçluyordum,
ama o sadece malum olanı ilan etti. dediği doğruydu. mutlu ettiğin o mutsuz ettiğin ise ben oldum. diğer istismarlarını da anlattıkça beni intihara sürükleyişin daha da gün yüzüne çıkacak.
bazen onu bile etiketleyesim geliyor buraya. acaba o 10-15 günde nasıl bir çaba gösterdi de benim 5 yılda yapamadığımı o kadar kısa sürede gerçekleştirebildi. biraz yüzün kızarıyordur umarım. "senden daha çok çabaladı" derken umarım o utancı hissediyorsundur.
sen onunla öpüşürken, sana aldığım ve doğum gününde göstermek istediğim, buraya dönünce de boynunu öpüp takmayı düşündüğüm kolye ile gün sayıyordum. evet son 10 gün iletişim azalmıştı ama bunun sebebi de ben değildim.
bu arada erasmus dünyadaki en iğrenç şeylerden biri. ekşi sözlükte erasmus hakkında yazılan her şey doğruymuş. sen ve ev arkadaşın dilek. iki zıt karakterde, iki farklı yaştaki kadın uzun ve ciddi ilişkilerini orada bitirip orada en yakın "arkadaşları" ile sevgili oldu.
sana sorduğumda "sadece arkadaşız" dedin. hatta dilekin sevgilisi berk gaydi değil mi sana göre? tam tersini söylediğimde itiraz ediyordun. muharrem sana senden hoşlandığını söylemişti ama bunu bana söylemedin, sakladın. söyleyebileceğin birçok an olmuştu
dilek ve berk gözünün önünde flörtleşiyorken bunu göremiyordun. belki sen de muharremle flörtleşiyordun farkında olmadan. arkadaşlık ve flört arasındaki çizgiyi çizemediğini biliyorum. 5 ay içinde üç reel arkadaşının seninle olmak istemesi tesadüf olmasa gerek
nasıl olduğunu sorduğumda bile "radarlarımı birden açtım oldu" dedin. oysa sana sinyali 20 gün öncesinde vermişti ve bana söylemedin. sevgilin olduğunu da bilmiyordu. birini reddetmek için sevgilim var demek zorunda değilsin. ama sonuna eklemen gerekir.
emin ol hiçbir şey bir anda olmaz. her şey bir süreç içinde gelişir. bir başkasına duyduğun hisler ve hoşlantı da.
erasmus gerçekten dünyadaki en iğrenç oluşumlardan biri. akp il binası kadar iğrenç. o kadar dejenere.
7 yıldır tanıdığın, son 5 senede en çok konuştuğun, sevgiline hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. her seneye bir gün. neden böyle oldu? ilişkinin ilk senelerinde herhangi bir şeye hazır değildin. evet küçüktün ama 18-19-20 yaşlarında oldum,
o yaşlarda arkadaşların var, o yaşlarda uzak ilişki yaşayan arkadaşların da var. ilk seneler böyle geçti. telefonda bile konuşamıyordun. ilk nude'u sevgili olduktan 4-5 ay sonra attın. flörtü de sayarsak bir seneden fazla sürede
ve ben 20li yaşlarımın ortasında, sağlıklı ve gerçek bir yetişkin ilişki yaşamak isteyen biri olarak tüm bu süreci, sabırla ve sabırsızlıkla bekledim. yaşadım. ilk nude attığında yazdıklarımı hatırlıyorsundur. "nude atman değil o güveni kazanmam beni çok mutlu, teşekkür ederim"
demiştim. cinsel bir olaydan ziyade finally, sonunda tarzı bir his ve relief yaşamıştım. bu gerçekten çok sağlıksız. ama çok da mutlu olmuştum. ama meğerse sadece bana böyleymiş.
buluşmalara gelirsek, okulun vardı. istanbula gelemezdin.
benim oraya gelmem gerekiyordu, dolayısıyla davet etmen gerekiyordu. aynı zamanda senin için uygun bir tarih olmalıydı, sen kendini hazır hissettiğinde olmalıydı, ailen sürekli kaldığın eve geliyordu, bunu ayarlamalıydın ve birçok şey
ben hazırdım, bunu biliyordun fakat yukarıda saydığım sebeplerden dolayı senin davet etmen gerekiyordu. üstelik soğuk biri olman ve sanal ilişkilere karşı duyduğum güvensizlik giderilmeliydi. ve tekrarlıyorum, hazır olmayan veya hazır olma ihtiyacı hisseden sendin.
istedin mi evet. ama istediğinden daha fazla istemedin buluşmayı. çünkü korkuların, kaygıların, konfor ve korku alanın...bu buluşma isteğini bana değil de arkadaşlarına yazmandaki temel sebep de bu. bana yazsan gerçekleşebileceğini biliyordun, bu sebeple bana değil
arkadaşlarına yazıyordun bu isteği. dolayısıyla bekleyen hep bendim. senin için süreç, benim içinse bekleme ve sabretme durumuydu. denklemin iki ucunda olmadık hiçbir zaman. ben 365günün 300ünde bu isteği duyar ve müsait olurken
sen bir yılda 15-20 gün müsait oluyordun ve bu isteğin, istemeyişinin önüne geçebiliyordu. son senede 3 kere teklif ettim ve çeşitli sebeplerle ertelendi veya olmadı. ben ise 1 kere erteledim.
yalvar yakar buluşabildik (hatalı olduğum kısım var bir başka istismar kısmında bahsedeceğim) bu buluşmadan 1 ay önce de teklif edince buluşmak istememiştin. bu yüzden son ay kiranı uzatmak zorunda kaldın.
ilişki çoktan bu noktaya gelmeliydi ama seni bekledik. geldikten sonra ise erasmusa gittin. ilişkinin bir başka seviyeye geçeceği bir dönemde erasmusun vardı. bizden 4-5 ay çalacaktı. ama gitmeliydin. sevgi karşısındaki insanı sınırlamamalı, besleyici olmalı.
gitmek istemesen bile ağlaya ağlaya gitmeni söylerdim. fakat bir seçim yapmıştın. hür iradenle, beraber vakit geçireceğimiz koca bir dönemde başka bir şey yapmayı seçmiştin değil mi? ve özellikle gittiğin yer erasmustu.
askere veya cepheye gitmiyordun. dünyada en fazla ilişkinin bittiği, en fazla aldatmanın yaşandığı berbat bir yer. bu sorumluluğu duymadın bile. oraya gitmeyi seçen biri olarak bekleyen konumuna düşen bendim. sen değil. sen bekletendin.
gördüğün gibi ilişki başında, flörtte ve buluşmadan sonra sadece müsait ve hazır olmaman yılları alıyor. ilişkimizin %70'inde müsait değilsin, başka bir şeyler vb. sadece müsaitlik durumu açısından dahi %70 oranında sebep sensin. diğer sebeplere geçeceğiz.
orada ise değil bu sorumluluğu duymayı, en fazla istismar, ihmal ve suistimali gerçekleştirdiğin döneme giriyoruz. bunlardan ilişki boyunca hep rahatsızdım ve defalarca ayrılmak istedim değil mi. belki 15 kere ayrılmak istemişimdir.
"benden bu kadar kolay vazgeçme" dedin, gelip beni ikna ettin, ben kendimi ikna ettim ve devam ettik. bu enayiliğin farkına ise muharremle varabildim. onunla olan ilişkinde.
hayatının 5 yılında olan bir insanla 4 gün geçirirken, onunla öpüşmen, buluşman yıllar sürmüşken onunla her şey ışık hızında gerçekleşiyordu. ben seni bir başkasıyla daha kolay ve rahat öpüşebilmen için beklemedim, çabalamadım ve bu sebeple öpmedim.
senin büyüme sürecindeki sancıları çeken bendim, senin duygusal, entelektüel ve cinsel gelişimini hızlandıran, katkıda bulunan bendim. senin sözlerin. seni öptüğümde benimle öpüşmen kolaylaşmalıydı bir başkasıyla değil.
fakat bütün bu sevgi ve bu sevginin getirdiği emeği o kadar take for granted görüyorsun ki...ben gerçekten bir enayiyim. ben senin yüzünden intihar ettikten bile 4-5 gün sonra onunla ve arkadaşlarınla yüzmeye gidebildin.
bu gelişimi benim gibi bir enayi ile tamamladıktan sonra enayi guydan, fuckboi'ye geçişi gerçekleştirdin. iyi yetiştirmişim? seni bu özgüveni kazanabildiğine göre.
ne kadar sağlıklı bir sevgi değil mi, ben seninleyken sağlıklı bir ilişki yaşayamazken o doya doya cinselliğini yaşıyor, ben seni yıllarca bekledikten sonra, tekrar özlemle ve elimde aldığım kolyeyle seni beklerken ne kadar çabuk ilişkiye giriyordun. tertemiz bir sevgi
beni o kadar çok kullanıp enayi yerine koydun ve gençliğimin en peak noktalarını istismarla geçirmeme sebep oldun ki. şu an onlarca psikolojik, cinsel ve zihinsel problem olarak nihayete erdi hepsi.
sabrıma ve bekleyişime gösterdiğin suistimalle, yaş farkı ile olan istismarını böyle özetleyip bırakıyorum ve diğer istismarlara geçiyorum . ikinci planda olmak
sen erasmustayken, yani beraber geçirebileceğimiz bu vakti haklı olarak erasmusu seçerek çöpe atmışken (tekrar diyorum gitmeliydin ama orada yaptıkların iğrenç ve bu sorumluluğu duymadın) aşağıda sana da yazdığım gibi hissediyorum
yedek sevgili gibi hissediyorum. sanki gerçek sevgilini bekliyorsun, o bekleyiş boşa geçmesin diye benimle birliktesin gibi. o gerçek sevgili muharremmiş nitekim.
italya'ya alışmadan evvel homesick olmuştun ve hemen hemen her gün ağlıyordun. sana destek oluyordum
ve emotional support animal gibi kullandıldığım oraya alışmaya başladıktan sonra ortaya çıktı. gezmeye ve alışmaya başladığında bu hisler gittikçe güçleniyordu, beni ihmal ediyordun. senden homesick günlerinden birinde ayrılmak istedim, sonra barıştık
söylediğimi hatırlıyorsun değil mi "ayrılmak istedim ama kendimi de çok kötü hissettim, seni böyle bi durumda, bana ihtiyacın varken bırakmak kötü hissettirdi çok" buna benzer şekilde yazmıştım. senden bende olmayan wp ve fb konuşmalarını istedim
biraz gururun varsa onları atarsın. denediğini söyledin fakat atması gayet kolay bulmam 10 dakika sürmedi. senin kafandaki çabalamak böyle dandik bir şey işte. kendini kandırıyorsun, karşındakini kullanıyorsun.
neyse. bu hislerimi açıkladım ve orada görgüsüzlük yaptığını
belirttim. sister brothers filminden referansla "çarli'lik." görgüsüzlük aslında o kişiden çok içinde bulunduğu toplumun suçudur. yani görgüsüz aslında kendisine gösterilme veya deneyimleme şansı verilmediği hususlarda görgüsüzlük yapar.
sen de ilk kez oradasın. bunu anlıyorum ama beni ihmal etmen gerekmezdi. bunları başta kabul etmedin, hatta bana bayağı kızdın ama bir ay geçmeden tam olarak şunu dedin "benim için artık 2.plandasın".
yazık. bunu söylemene de gerek yoktu zaten. öyleydi
oysa ben bu sırada vatandaşlık işlemlerimi vs geveliyordum ki, sen döndüğünde türkiyede olayım ve doya doya görüşelim diye. hatırlıyorsun değil mi birçok teste girip orada bırakmıştım işlemleri.
bana bir bok parçası gibi davrandın ve öyle de hissediyorum. ihmal ettin, suistimal ettin ve bir abuse'un tam karşılığı bir şeyi yaşatıp aynen o cümleyi kurdun.
bir başka mesele. son bir sene içinde neredeyse hiçbir tartışmamızda haklı olamamam. şunu demiştin hatırlıyor musun? "sen haklıyken çok mutluyduk" zaten hala öyleydim ama gittikçe değişiyordun, kötüye giden bir değişim. hiçbir hatanı kabullenmediğin gibi beni suçluyordun
bu cümleyi o kadar çok kurdum ki. haklıyım ama özür diliyorum. çünkü bunu yapmadığımda her şeyi daha kötü bi yere çekiyordun. hep alttan almak zorunda kaldım
bir başka istismar ve duygusal şiddet. durumu. önce hayatında kötü giden şeyleri benim üzerime yıkmanla başlayacağım
dilek'in köprüden düşüşü. 2 gündür geziyorsunuz ve sağlıklı iletişim kuramıyoruz. seni özlüyorum. gezi yorgunluğun var, bitiksin, pisaya döndüğün gün türk grupla denize gidiyorsunuz. akşama doğru gittiğini haber veriyorsun ve sonrası yok
zaten içimde kötü bir his olduğunu, yorgun olduğunu ve gitmemeni istemiştim. ilk kez senden bi yere gitmemeni istedim, tavsiye ettim. yazıyorum. telefonun tek tikte. gece 1-2-3 oluyor. uyuyorum. sonra dilek düştü deyip ağlayarak telefon açıyorsun. sabah kadar seninle konuşuyorum
uyumadan. seni sakinleştiriyorum. yazıyorum. konuşuyoruz. ve sana kırgınım çünkü yine beni ihmal ettin ve yine eğlenirken tek bir kez aklına gelip yazma zahmetine girmedin. bahanen ise telefonunun şarjı olmadığı için interneti kapatman. ama aynı telefon sabah kadar gidiyor
o kadar konuşmaya rağmen. internetini açıp bir şey yazman, en azından merakta bırakmaman için, şarjının binde birini götürürdü anca. ve o ortamda muharrem de var. ne kadar şanslı birisi değil mi. gezi yorgunluklarında benimle telefonda bile konuşamayacak durumda olurken
onun olduğu her situationda tüm yorgunluklara rağmen fiziken oradasın. koşa koşa.
dediğim gibi kırgınım ve kötü bir şeyler olacağını düşünüp uyardın, dinlemedin, bunun için de kızgınım. küçüğüm diyorsun ya hep. söz dinliyor musun küçüklüğünü bilip? hayır
beni sevdiğini söyledin, geçiştiriyorum. o an karşılık veremeyecek kadar kırgındım. ama 15-20 dakika sonra seni sevdiğimi söyledim. saatlerce yazmanı beklemiş durumdayım, bütün gece seninleyim, destek oluyorum, sakinleştiriyorum, 15 dakikada hislerimi toparlayıp sevgimi veriyorum
ama bana bu durumdan dolayı kin güdüyorsun. evet o an kırılabilirsin. ama insan sevdiğine kin güder mi hiç. hem de düpedüz haksız olduğu bir konuda. erasmusa giden sensin, beni ihmal eden sensin, yıllarca seni beklemişim ama 15-20 dakikalık bir glitche bile tahammülün yok.
tamamen ama tamamen bencillik. taker olmaya o kadar alışmışsın ki, kendini her şeyin merkezinde görüyorsun. benim senin kadar değerli hislerim yok. sen sevgili değil köle istiyorsun. ve bu meseleden dolayı bana bir sene kan kusturuyorsun.
sadece o gün değil sonrasında da hastaneye her gittiğinde destek olmaya çalıştım ve aşağıda kurduğum cümleyi defalarca kurdum. karşındaki insanı ne kadar ezdiğinin farkında mısın. istismarı görebiliyor musun?
ve seni çok iyi anlıyordum. ben de 1 sene kadar 82 yaşındaki dedemle ilgilendim. 1 ay da değil. ve tek başımaydım. o da yere düştü ve yerde titrerken bi elimde ambulans çevirip diğer elimle kalp masajı mı yapsam yoksa sırtına mı vursam durumundayım. defalarca ambulans çağırdım
tek başıma hastanelerde onunla defalarca kaldım, bir dakika bile uyuyamıyordum çünkü bağlı olduğu aletleri söküyordu. mesanesindeki kitle sebebiyle her gün banyoda bir kan gölüne uyanıyordum, gece 20-30 defa tuvalete gitmek zorunda kalıyordu, uyuyamıyordum bile
bu sebeple babamla kavga ettim, 10 dakika uzaklıkta olmasına rağmen ayda 1 lütfedip babasına bakmaya gelen halamı evden ve aileden kovdum. dedemin mezarını bile bilmiyor. ama böyle bir durumda dahi senin bana yaptığın gibi seni bir yük olarak görmedim
evet seni ihmal etmek durumunda olabiliyordum ve bana birkaç gün vermeni istemiştim haklı olarak yakındığında. sana o dönemde bir aşk mektubu yazıp yolladım, origami yapıp yolladım değil mi? hatta mektupta bile sevgimi tam olarak tarif edemeyeceğim bir durumdayım
daha güzel bir mektup yazmak dileğiyle diye bundan bahsettim. seni ise dilek'in tüm şımarıklıklarına, oraya gelen ailesine değil bana yansıttın içindeki tüm öfke ve daralmışlığı. o günden sonra beni bir yük olarak görmeye başladın. kendin de söyledin bunu.
ve ancak 1 sene sonunda, geçen ay "keşke o gün sana yazsaydım diyebildin. o bir sene içinde bu konuyu 50 kere tartıştık ve hep haksız çıkıyordum. benden bağımsız yaşadığın bir olayın ceremesini ben çektim. sevdiğin insana kin güttün ve istismar ettin bir sene boyunca
sadece bu değil, elbette. burada anlattıklarımın hiçbiri bir sefere mahsus olaylar değildi. sistematik.
kötü bir şey olduğunda yanına yaklaşılmıyordu. sinirini benden çıkarıyordun
kıskançlık konusuna gelince; kendi kafanda bunu rasyonalize ediyorsun, meşrulaştırıyorsun. hatta belki sana yaşattığım bir mağduriyetten, total power çıkarıyorsun. türbanlı bacılarımız okula alınmıyordu, o zaman her sokağa sübyan mektebi açalım gibi.
diktatör var, ülkeye saldıralım gibi.
ilk kez kıskançlık yaşadığın dönemleri hatırlıyor musun, keşke konuşmalarımızı bana atsan da onları da sslesem. beni kıskandığın için rahatsız oluyorsun, ilişki senin tercihinle belirsiz ve isimsiz bir durumda,
kendine kötü davranmana gerek yok, kıskanmak gayet doğal ve olması gereken bir duygu diyorum. hatta farkında olmadan seni kıskandıracak bir şey yapıyor olabilirim, beni uyarabilirsin, kıskançlığını bana aktarabilirsin diyorum. hatırlıyorsundur.
bu sağlıklı bir kıskanma biçimi. seven insan, elbette sevdiği insanı kıskanır. ben de seni kıskandım. fakat bir de toxic kıskançlık var. kişinin kendi özgüvensizliğinden duyduğu kaygılarla hayatı karşısındakine dar etme durumu. hatta bunu da duydum.
ve bunu sana söyledim de, erasmusta olman, yani aramızdaki mesafenin kapatamayacağım kadar açılmış olması, bir şey olduğunda gelemeyeceğimi bilme düşüncesi bana özgüvensizlik veriyor ve bu da kıskanmama sebep oluyor dedim. bunu da hatırlıyorsundur.
ve sağlıklı kıskançlıklar da duydum. her gün etrafındaki insanlarla, hayatından gelip geçecek insanlarla fotoğraflarını görüyordum. orada ben yoktum. mutluluk fotoğraflarının içinde olmak istiyordum. ilk kez orada başkasıyla ot içmeni kıskandım. çünkü benimle yapmanı isterdim
senin kıskançlıkların ise oldukça toxicti. hem bana bir ilişkiden beklentilerimi karşılamayacak ve karşılamıyor olduğunu biliyordun, hem de bunun için pek çabalamıyordun. kendine duyduğun bu özgüvensizlik beni boğmana sebep oluyordu.
resmi olarak muharremle sevgiliyken bile stalklıyordun (hayır sadece aysu için değil), ne boklar karıştırıyorsun acaba diye soruyordun. birkaç ay önce bile, benimle olmak istemiyorsun ama intimacy veya foreplay hesaplarında bir şeyler favladığım için demediğin kalmadı
hem sevmiyorsun, hem severken bile gerçek anlamda sevmiyorsun, hem de hala kıskançlık yapıyorsun. kişisel şeriatım gibi.
bir başka ilişki günahı. hani sadece 4 gün geçirmemize çeşitli bahaneler sunuyorsun ya, toplasan 7-8 kere telefonda konuşmuşuzdur. sexting 6-7.
skype sıfır. bir de bana aslıyla skype yapıyor oluşunun fotoğrafını atıyorsun nazire yapar gibi.
bu ilişkide sağlıklı bir ilişkiye dair ne var? sağlıklı bir ilişki adına neler yaptın. fotoğraf, nude bile o kadar az attın ki, ayrı olduğumuz yaz döneminde 3 ayda attıkların 3 seneden fazlaydı. üstelik ayrıydık. elinden geleni yaptın ha?
peki sanal sevmiyorsun. bu açığı ne şekilde telafi ediyorsun? daha fazla reel görüşmeye çalışıyor musun. hayır. ve tekrar dediğim gibi, ilişkinin kademe atladığı bir yerde erasmusa gitmeyi haklı olarak tercih edip bu tercihin sebebiyle göstermen gereken özeni göstermiyorsun
az önce anlattığım gibi, erasmusta gezmekten 3 kez yorgun düştün. ikisinde muharremin olduğu ortama koşa koşa fiziken gittin. ama ben telefonla konuşmak istediğimde ne bencilliğim kaldı ne başka bir şey.
bana neden bok parçası gibi davrandın. acaba muharreme davrandığın gibi davrandığında böyle sorunlar olur muydu aramızda. istismarını görebiliyor musun. yine telefon konusu, ağız yorgunluğun geçmedi mi diyorsun seninle konuşmak istedim diye.
dediğim gibi, ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuşabildik, bunların yarısında sarhoştun hatta. sarhoşken veya çocuğu uyurken sevgisini belli edebilen bir baba gibi. neredeyse 60 günde 1 telefonda konuşuyoruz ama beni bencillikle suçluyorsun. kim bencil sence?
4 gün buluşabilmişiz ve bu ilişkideki her şeyin ağırdan alınmasının sebebi sensin ve beni 7/24 müsait biri istemekle suçluyorsun. umarım biraz utanıyorsundur. biraz utan lütfen. bir ilişkide neler yapılmamalıya dair her şeye tik attın.
arkadaşlarına sorsana hangisi dayanabilirdi buna? sevdiğin kişiyle reel bir şeyler yapamıyorsun çünkü o kişi ağırdan alıyor, sevdiğin kişiyi görmek için yalvarıyorsun, foto isterken canın çıkıyor, sext ayda yılda bir, telefon 60 günde 1? bana ne yaşattığının farkında mısın?
ve bahanelerini yazıyorum; odada dilek var (bu sırada dilek telefonla konuşuyordur odada)
mutfağa git - mutfakta şu var
telefonum şarjda çıkaramam
whatasppweb'le giriyorum arayamam
şarjım az
bu sırada muharremle çok konuşmadığını farkedip soruyorum. telefonda konuşuyoruz dyorsun
gerçekten bok parçası gibi hissediyorum. kendime çok acıyorum. muharremin önemini şimdi anlıyor musun. benim geçerli sebepler olarak gördüğüm şeylerin bahane olduğunu anlıyorum, ağırdan almaların, yoksun bırakmaların, hepsi muharremin varlığı sayesinde anlaşılıyor.
bu istismar muharreme karşı gösterdiğin gerçek sevgi sayesinde ortaya çıkıyor ve psikolojimin bozulması neticesinde gördüğüm tedavi-terapiler ile.
ve kabullenmedin hiçbir zaman, hep ezdin beni.
bu zamana kadar hep mesafeyi suçladım, aramızdaki yaş farkıyla kurduğun istismar ilişkisini kaldırdım ama sorun bunlar değildi. insan sevdiğine toz kondurmak istemiyor maalesef ve idealize ediyor. senin yaşında uzak ilişkisi olan milyonlar var. hatta artık ilişkilerin birçoğu
uzak ilişki.
erasmusa gittin, başta 3 ay diye yalan söyledin. bu yalanı anlıyorum. 4,5 aya çıktı, sonra bi ay daha uzatmak istediğini söyledin, ne zaman döneceksin bilmeden gün sayıyorum, tatil planları yapıyorum, bu planlara katılmıyorsun. izmire taşınma planları yapıyorum
aradaki mesafeyi yok etmek için en ufak bir hayal bir hope bile vermek bir yana, tek başına bunları yapan kişinin de planlarını sürdürmesini engelliyorsun. ve oraya taşındım da, seni affetmemiş olsam da, intihar olsam da, kalacak yerim ve işim olmadan aniden taşındım
ve sadece izmire taşınmadım, özellikle senin kaldığın semte taşındım ki, en ufak bir spark yakalanırsa modun değişmeden orada olabileyim. binde bir ihtimal için yeni yıla kadar orada kaldım. abuk subuk işlerde çalıştım. çünkü plansızdı.
bir iş görüşmesine giderken, sen uyumadan evvel "keşke burada aile dostlarımla olsan" demenden cesaret alarak çıkışta sinemaya gidelim mi dedim, meğerse o gün muharremle buluşacakmışsın. yaşattığın travmayı anlayabiliyor musun. bir de diyorsun ki
"sana değer verdiğim için burada olmanı istemiştim" evet hep olduğu gibi benim orada burada olmamı, şunu bunu yapmamı sadece lafta istersin. değer verdiğin kişi ben olsam ertesi gün buluştuğun kişi 1-2 aydır tanıdığın kişi olmazdı. ben gerçekten enayiyim. ben enayi yerine koydun
buralarda göreceğin gibi. seninle olabilmek için vatandaşlık başvurumu tamamlamıyorum, babam çağırmasın diye pasaport ve vizemi çıkarmıyorum, izmir'de iş bakmaya başlıyorum ama sen ne yapıyorsun? geleceğin gün bile belli değil. beraber olma hayali bile kurmuyorsun
ve withholding. en istikrarlı uyguladığın istismar ve duygusal şiddet biçimi.
kendi söylemin "kötü bir şeyin karşılığı 1.5x oluyor , şeyler normal" bu doğru fakat oran yanlış.
uzağız aradaki özlemin getirdiği gerginliği gidermek adına romantik anlar, intimacy momentlar hep benden geliyor. starter hep benim, hatta bunları baltalıyorsun bile
goradan espriler, alakasız espriler...hatta bir romantizm anında hiçbir şey demeden ortadan kayboluyorsun ve reddettiğin çocuğun telefonuna cevap veriyorsun, 2 saat sonra geliyorsun. ve "bu konuşmaya ihtiyacı vardı" oluyor. o ana kadar seninle telefonda hiç konuşmadık lol
libidon düşük, fakat bunu silah olarak kullanıyorsun bana karşı. aradaki sexual tension'ı gidermek için yine ben başlatıyorum. birçok kez sana yalvarmak zorunda kalıyorum dümdüz bir selfie veya bir nude için. acaba sevgilisine benim kadar yalvaran bir insan var mıdır
birini karşılıksız sevsem bu kadar yalvartmazdı sanırım.
bu sırada benimle olmak isteyen ve sevgilim var diye reddettiğim onlarca kişi var. bunu gayet iyi biliyorsun. hiçbiri kafamı karıştırmadı. her şeyi sadece seninle yapmak istedim.
fakat bakıyorum, biri benimle buluşmak istiyor, biri görüntülü konuşmak istiyor, biri telefon açmak istiyor, biri gel burada kalırız şurada kalırız diye yalvarıyor, biri sevişmek istiyor...diyorum ki "yav ben bunları neden sevgilimden değil başkasından duyuyorum"
bu nasıl bir sevgi? ben de sevgi duydum, kendimden biliyorum. sana karşı duyduğum sevgiydi. sevgi böyle bir şey değil. bana en yakın olduğunu hissettiğim anlar başına kötü bir şey geldiği anlardı hep. muharremle sevgiliyken bile, avrupada otobüsle kaybolduğunda bana yazdın ilk
adeta iyi gelen bi ilacı sevmek gibi bu.
withholding ile şiddet göstermene gerek yoktu. zaten avoidant bir kişiliktin. seksi ve incimacyi ceza-ödül olarak kullanmana gerek yoktu, zaten bana karşı normal halin bir ceza gibiydi.
istediğim şeyler istenmesi bile problem olacak şeylerdi. bir sevgi ilişkisinde kendiliğinden olması gereken şeylerdi, fakat bunları istiyor oluşum bile senin yarattığın bir sorunken, beni bencil olmakla, overdemanding olmakla suçladın. withhold ile cezalandırdın
bu nasıl bir sevgi? böyle lafta kalan böyle içi boş bir sevgi olmaz ki
kaç kere aramızda sexual tension'ın senin katılım göstermemen sebebiyle gitmesi için balkona çıkıp sigara üstüne sigara içtim biliyorsun. sevdiğim insana karşı libidomu arzumu düşürmek için, çıkıp sigara içiyorum ki kan dolaşımım düşsün diyorum.
bu bekleyişi, sabrı istismar ettikçe ettin. en güzel günlerimiz bu mesafenin gerginliğini atacak eylemleri gerçekleştirdiğimiz zamanlardı. elinden geleni yaptın ha? sürekli bir unwanted hissiyle yaşadım, senin dışında birçok insan beni istemesine rağmen bu hissi hep taşıdım
yukarıdaki şeyi lütfen iyi oku. nasıl bir mental, sexsual, emotional torture yaptığını lütfen anla artık.
keşke kemiklerimi kırana kadar dövseydin, fiziksel şiddet uygulasaydın da böyle bir istismarı gerçekleştirmeseydin. şu an bir çok mental ve ruhsal problemle boğuşuyorum. cinsiyetimi hissedemiyorum. erkekliğim öldü. kadın olsam kadınlığım ölmüş olurdu.
28 yaşındayım. 29 yaşına gireceğim. benimle kaldın, doğru dürüst uyuma ihtiyacı bile hissetmiyordum değil mi, 20lerimin başlarından beri düzenli-düzensiz spor yapıyordum, güzel bir vücudum vardı, 20lerimin ortasında peak halimdeydim. fiziksel, cinsel, mental olarak
ve şimdi 29 yaşında bir bakirim. tek kabahatim seni sevip, sevdiğim insana zaman tanımak, onu beklemek. tek eşli olmak isterken sıfır eşli oldum. dünyadaki en kötü insanların bile tattığı zevkleri tadamadım. sevgilisini öldüren insanların yaşadığı güzellikleri bile yaşatmadın
cinsiyetimi hissedemiyorum. çok utanıyorum. bu benim suçum değil ama utanıyorum. keşke biraz yüzün olsa ve sen de utansan. suçlusun ama suçlu hissetmeni istemiyorum, pişman zaten değilsin, yine olsa yine yaparsın ama utanmanı isterim. biraz utan
ve tüm bunların üstüne bana, titsdrops vidleri, intimacy gifleri favladım diye 31reis, aranıyor, baddiesçi yakıştırmaları yaptın. lütfen seninle ayrı olduğumuz dönemde nudelaştığım birinin dümdüz bir tivitini favladım diye bunu yaptığını söyleme
sadece kendini kandırmış olursun. o günden çok önce de tüm favlarım tivitlerim yargılanıyordu. hatta daha 2 ay önce "konuşmayı kesecek noktada değiliz, etrafındaki kızlarla birlikte olmanı istemiyorum, sana zarar vermelerinden korkuyorum" diye bir şeyler dedin.
bir de muharremin geçirdiği sağlıklı gençliğe ve cinselliğe bak. ben seni bekler, senin hazır hissetmelerine, istismarına, senin arzularına saygı duyarken o dilediğini yapıyordu. ben libidom düşsün diye sigara üstüne sigara yakıyordum o sıralarda seninle.
ve hepsinin üstüne 31reis oldum öyle mi? benim kalbime kezzap attın öykü. libidoma kezzap attın. hani erkekler beraber olduğu kadınların yüzüne kezzap atar ya, sen onu duygusal ve cinsel olarak yaptın :'(
ve ben bütün bu sevgi, arzu, emek, özlemle beklerken, sana aldığım doğum günü hediyesi kolyeyle gün sayarken sen onunla öpüşüyordun. ne kadar güzel bir sevgi değil mi. zahmete gerek yok, uğraşmaya gerek yok, beklemeye, özleme gerek yok, istismara gerek yok.
dilediğin kişilerle birlikte ol ve sonrası bir kişinin tek dilediği kişiyle zahmetsizce birlikte ol. muharrem olmak için hayatımdan 5 sene verebilirdim ama sana verdiğim seneler sonucu hala muharrem değil bir enayiyim maalesef.
kendi günlüğüme yazdığım bir şey. bunun tek sebebi senin davranışların. bir insan sevgilisini böyle bir duruma sokar mı? insanların hazdan, mutluluktan nefesi kesiliyor sevgilisi olduğunda, benim ise panik ataklardan, mutsuzluktan.
geçirdiğimiz 4 günü bile bir ödül gibi sunuyorsun bana. hatırlarsan seni çok güzel sevdiğim için teşekkür etmiştin o zaman. ama sanki 400 gün geçirmişiz gibi, hayatından gelip geçen insanlara dahi daha fazla vakit ayırdığını söylediğimde kafama kakıyorsun
bu ilişki de maalesef eşek bendim. ve birçok şeyi sırtladım.
erasmus'a gidiyorsun, bu özeni göstermezken bir discord serverı açıyorum ikimize ait. hani forum gibi olsun da, anlık mesajlaşmada orada olmayışın bizi germesin diye. hatta aslı kötü bir dönemdeydi, istersen bu tarafları gizleriz onu da çağır demiştim.
ama senin buraya tek katkın ne oluyor biliyor musun? deep shit köşesi lol. bu her şeyi o kadar iyi özetliyor ki.
elbette kötü şeyleri de konuşmalı ve tartışmalıyız ama sadece bu isteği duyuyorsan burada büyük bir problem var, güzel olan her şeyi ben yapmak zorundayım değil mi?
istismarının anlaşıldığı bir diğer nokta da, sevgini, arzunu belli etmekte, söylemekte, gerçekleştirmekte bu kadar zorlanırken, nefretini, istemeyişini bu kadar kolay ifade etmen. bazen 1 saat içinde 20-30 kere istemediğini söylüyorsun
hiç hayatında istedin mi ki?
benim akıl sağlığım ne olacak öykü? gerçekten beni yok ettin
bırakmalıydım seni değil mi? bu şiddeti uygulayan biri olarak ne kadar kolay bunları söylemek.
sevgilin seni dövse ve sen ona yaralarını gösterip "bunu neden bana yaptın" diye sormaya kalktığında "bunları görmek istemiyorum, beni taciz ediyorsun" dese ne hissedersin?
bir meyveyi dolaptan çıkarıp masaya koyduğumuzda ve onu orada unuttuğumuzda, kötü kokular gelir, belki üstünde böcek ve kurtlar oluşur, baktıkça iğreniriz hatta bakamayız bile, elleyemeyiz, bir gazeteye sarıp vücudumuzdan oldukça uzak tutarak çöpe atarız hemen. tiksinerek
sanki o meyvenin suçuymuş gibi tiksiniriz üzerindeki kurtlardan, kötü kokudan, çürümüşlükten değil mi? ama suç bizdedir. bekletilen meyve çürür. bu onun doğasında vardır. biz de çürük şeylerden tiksiniriz, bu da bizim doğamızda vardır. bana yaptığın da bu. umarım anlamışsındır
sana şiddet uygulayan ve travmalar, psikolojik sorunlar, cinsel sorunlar yaratan erkek arkadaşın sana böyle dese ne hissedersin?
yaşamaktan mı korkuyorsun?
kendinden korkuyor musun hiç öykü? ne kadar zarar verdiğini görüyor musun? senin kadar olamam
umarım artık içindeki kin gitmiştir. kimseyle beraber olmayı geç iletişim kuramayacak kadar kötü durumdayım. kıskanacağın, kafesleyeceğin bir şey kalmadı, artık endişe edeceğin bir şey yok. yok ettin.
seni bir insan ne kadar sevilebilecekse o kadar sevdim. her ilişki kendi özelinde özeldir. fakat bizim ilişkimiz gerçekten özeldi. abi kardeş, iki dost, iki sevgili, yıllarca neredeyse 7 yıl. aramızda çok güzel bir uyum vardı. frekanslar çok yakındı
çok farklı karakterlerde olmamıza rağmen. birbirimizle sonsuza dek konuşabilirdik, hiç sıkılmadan. seni 14 yaşında tanıdığımda, o yaşlarda gördüğüm en parlak insanlardan biriydin. gerçekten bildiğim her şeyi göstermeye ve seni kollama isteğiyle dolmuştum.
hatta hatırlarsan istediğin yabancı dizileri izlemek için torrent öğretmemi istemiştin benden. dizi batağına saplanıp derslerini aksatırsın diye öğretmedim bile. "ben öğretmicem, böyle bi kötülük yapamam sana, başka yerden bul veya başkasından iste haha :p" demiştim
hayatında bu kadar sene olup en az görüştüğün insan benim. 1 aylık tanıdığın insanlarla, 1 aylık sevgilinle bile benden daha çok şey yaptın. daha çok vakit ayırdın.
elinden geleni yapmadın. gerçekten. dürüstlüğüne güveniyorum ama kendini kandırma adlı coping mechanisme muhtaç bir karakterin var. kendini kandırdığın için çevreni ve beni de kandırmış oluyorsun.
ben bir başkasının sevgisini istemiyorum, kimsenin sevgisi için bekletilmedim.
bana ayrılırken " büyülü bir sevgiyi hak ediyorsun" demiştin. evet hak ettiğimi biliyorum ama bir başkasıyla değil. o büyülü sevgiyi senin göstermen gerekirdi. başkası için uğraşmadım
benim için dünyanın en güzel insanısın. keşke dış görünüşüne dair gereksiz insecurityler geliştirmek yerine iç güzelliğinden ve karakterinden "ben buyum" dediğin fakat sana ve karşındakine zarardan başka bir şey getirmeyen şeylerden şüphe duysan.
dişlerin inci gibi olmadan da çok sevebilirdim seni, kocaman memelerin olmadan, bebeksi cildin olmadan, veya minicik bir burnun olmadan. çok da sevdim. önemsiz şeyler ama özür dilemek, hatasını kabullenme, istismar, ihmal, biz perspektifi geliştirememe, çabalamamak...
bunlar sebebiyle bu durumdasın ve bu durumdayız. nasıl bunu mu sevdim demem ki şimdi? sen olsan?
submitted by Trojaner to copypasta [link] [comments]


2020.07.17 13:18 sevgilirehber Cilve nasıl yapılır diyenler

Kendinize iltifat edin
Erkeklerin kadınlara iltifat etmeleri çok alışıldık bir durumdur. Bir kadının kendi kendisine iltifat etmesi ise oldukça ilgi çekicidir. Kadın şaka yollu veya espriyle birlikte güzel özelliklerini öne çıkarabilir. Bunun dozunu iyi ayarlamak gerekir. Fazla kibir kadını itici, hafif kibir kadını çekici yapar.
Kadının başka insanlarla dalga geçmesi kadınlar arasında iyi karşılanmazken bu tavır erkeklerin çok hoşuna gider. Ama kadının kendisini başka kadınlarla karşılaştırma hatasına düşmemesi gerekmektedir.
Kadının ister olumlu olsun ister olumsuz her durumda kendisi hakkında konuşması erkeği müthiş heyecanlandırır. Bir konuşma esnasında kadının kendisinden uzun uzun bahsetmesi yerine farklı konuşmalarda kısa kısa bilgiler vermesi daha etkili olmaktadır.
Erkekle sohbet edildiğinde erkeğin en fazla merak ettiği konularda cevapları geçiştirmek ve bilgi vermemek de cilve yapmanın tesirli yollarından biridir.
Aşk duası nasıl yapılır?
submitted by sevgilirehber to u/sevgilirehber [link] [comments]


2020.07.11 14:52 ShockedThinker Zor durumda kalınca otuzbir

Şimdi ben dedemlere yazlığa geldim. Bayadır otuzbir çekmiyordum fakat dedemlerin banyosunda yapamazdım. Çünkü dedemler çok tatlı insanlardır onların banyosunu kirletmeye gönlüm el vermez. Neyse işte sonra bir süre düşündükten sonra eve yakın olan avmnin tuvaletinde yapmaya karar verdim. Fakat ortada bir takım sorunlar vardı; kayganlaştırıcı sorunu ve peçete sorunu. Ben de şöyle harikulade çözümler buldum; bir pipetin içine sıvı sabun doldurdum ve her iki tarafını çakmakla eriterek yapıştırdım, daha sonra temizlenmek için de küçük paket selpak peçetelerden aldım ve avmye doğru yola koyuldum. Avmye gittiğimde oldukça büyük memeli seksi bir kasiyer beni karşıladı ve "buyurun" diye. Ben de kekeleyerek "tu-tuvalet ne taraftaydı acaba?" dedim. Kasiyer o kadar güzeldi ki anlatamam. Tuvaletin yerini gösterdikten sonra o tarafa doğru yürüdüm fakat aklım hep kasiyerdeydi. Tuvalete girerken bile onu düşünüyordum. Daha sonra bir kabine girdim ve daha önceden planladığım şeyleri uygulamaya başladım. Ve ben tam işimin ortasındayken(çok ses çıkartıyodum) kabinin dışından fısıldaşmalar duydum. Ama bunlar kadın sesiydi. Sonra anladım ki heyecandan kadınlar tuvaletine girmişim😳. Herneyse günüm kötü bitti ancak siz de zor durumda kaldığınızda bu şekilde otuzbir çekebilirsiniz👍
submitted by ShockedThinker to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.06 23:46 The_Comar DEVA, AKP Vol 2'dir.

Yakın bir zamanda Ali Babacanın Youtuber Ruhi Çenetle eğitim sistemi üzerine olan videosunu gördüm. Adamın çoğu fikrini oldukça mantıklı buldum ve söyledikleri üç aşağı beş yukarı kafama yattı.
İçimi kemiren şey ise eski AKP'li olmasıydı ama kendi kendimi adam belki teknokrat kimliği ile AKP içinde iyi işler yapmaya çalışan biridir diye avutmaya çalıştım. Ciddi ciddi bu partiye üye olup seçim çalışmalarında görev almayı falan düşündüm ama yinede adamın eski AKP'li olması yüzünden tam güvenemedim ve parti kurucuları üzerine araştırma yaptım.
Yaptığım araştırmada ulaştığım sonuç şu oldu: parti kendi içinde gençler ve yaşlılar diye ikiye ayrılıyor. Gençlerin çoğu 80'ların sonlarında doğan kişiler ama tek tük 90'lıda var. Şu an tam hatırlayamıyorum ama en erken 92'li yada 93'lü vardı. Tamamına yakını objektif bir şekilde çok iyi eğitim almış kişiler. Ciddi bir kısmı ise eğitimlerini Ivy Lig veya dengi üniversitelerde tamamlamış. Azımsanmayacak bir kesimi ise daha lise yıllarından yabancı etkisindeki liselerde okumuş(Amerikan kolejleri). Yani genel bir elitist havası var.
Yaşlıları ise neredeyse istisnasız bir şekilde eski bürokratlar ve eski AKP'liler diye ayırmak mümkün. Eski AKP'lilerin çoğu, AKP'nin artık bir işinin kalmadığı kişiler. Geçmişlerine falan bakıncada hiç öyle AKP politikalarına karşı çıktıkları için bırakmış gibi gözükmüyorlar. Daha çok AKP bunlara artık makam mevki vermediği için ayrılmışlar gibi bir hava var.
Bürokrat kesiminde ise AKP dönemi dışı bürokratlara hiç rastlamadım. Aralarında valide var, müsteşarda var, TUİK başkanıda var. Hatırlayabildiğim kadarıyla hepsi bu görevleri AKP'nin erken dönemlerinde değil 2010 yılar(çoğu) veya 2000'li yılların sonunda yapmış. O yıllarda görev yapan birinin AKP ile içli dışlı olmama ihtimalide bir hayli düşük. Mesela içlerinden biri eski TUİK başkanı ve onun dönemindeki TUİK açıklamalarının bu günkünden pek farkı yok. O yüzden AKP'ye rağmen işini yapmaya çalışan devlet görevlileri gibi bir algıda oluşmamalı. İçlerinde böyle insanlar varsa bile dışarıdan bakınca hiç anlaşılmıyor.
Bu saydığım üç grup içinde en kalabalık olanı eski AKP'liler. Haklarında bilgi bulamadığım bir kaç kişi olduğundan kesin bir sonuç vermek zor ama parti kurucuları arasında da çoğunluğa sahip gibi duruyorlar. Aralarında eski MSP'li bile var ki bu bile bence adamların içtenliğini sorgulamak için yeterli.
Gençler arasından seçilenlerde proje amacıyla seçilmiş gibi duruyor. Yani bir tane güçlü genç kadın olsun, bir tane girişimci ve büyük planları olan çocuk olsun...v.s gibi.
Bu adamlar başa gelse AKP'ye göre çok daha iyi bir şekilde ülke yönetebilirler, bundan kuşkum yok ama şu aralar yaratmaya çalıştıkları imajada hiç uymuyorlar. AKP'lilerin oyunu bölmek için kullanılabilir ama mevcut muhalefet partilerine karşı bir alternatif, bir kurtuluş gibi görmemek lazım. Bu arkadaşlar eğer olurda başa gelir ve en azından 2-3 seçim iktidarlarını koruyabilirse Genç Parti - AKP kırması bir iktidarımız olur.
submitted by The_Comar to Turkey [link] [comments]


2020.07.03 14:11 umzugbasel Patates Diyeti Nasıl Yapılır?

Patates diyeti nasıl yapılır sorusu kadın bakım & güzellik kategorilerini takip eden insanların son zamanlarda ilgi odağı olmayı başardı. Ülkemizde sofralarda sıkça tüketilen patates, hızlı kilogram verdirmesiyle popüler bir sebze haline geldi. 3 gün süren ve 3 ila 5 kilogram verdirdiği söylenen patates diyeti hem tok tutarak hem de hızlı bir şekilde kilogram verdirerek en çok uygulanmakta olan diyetlerin başında geliyor. Hem patates yemeyi seviyor, hem de kilogram vermek istiyorsanız siz de bu diyeti deneyebilirsiniz. Hatırlatmakta fayda var; bu diyet bütünüyle patates ağırlıklı beslenmeye dayalıdır. Bu sebeple herhangi bir rahatsızlığınız var ise doktorunuza danışmadan bu diyete başlamamalısınız.

Patates diyetini uygularken gün içinde içmeniz gereken sıvı miktarına oldukça dikkat etmelisiniz. Ek olarak Patates diyeti sırasında şeker eklememek koşulu ile günde 3 fincan siyah çay veya yeşil çay içebilirsiniz. Patates nerdeyse her evde olan, eksik olmayan bir sebzedir, dolayısı ile Patates Diyeti, denemeye değer bir diyettir.

Patates Diyetinin Faydaları

Patates Diyetinin Faydalarına değinmek gerekirse, patates vitamin ve mineral içeriği bakımından zengin olmasından dolayı diyet yapan tüketiciler için bir avantajlı olmaktadır. Uzun süre iştahı dizginleyip, tokluk hissi uyandıracağından pek çok araştırma neticesinde uzmanlarca zayıflamaya yardımcı olacağına karar verilmiştir. Yağ ile tüketimi olmadığı takdirde karbonhidrat deposu olduğu için emilimi kolaydır. Bu yüzden de yakım oranı zayıflamaya yardımcı olur. Sindirimi kolay olduğu için ve metabolizmayı hızlandırıp, ödem attırdığından, patetes diyeti, diyet listelerinin besinleri içerisinde yer alır.
submitted by umzugbasel to u/umzugbasel [link] [comments]


Yeliz, Bahar'ı yalnız bırakmıyor - Kadın 9. Bölüm Arif'i ağlatan olay - Kadın 15. Bölüm Kocasına Kur Dansı Yapan İranlı Kadın Kadının Yeteneği Oldukça İğrenç! - Komik Videolar [+18]Kocasının Yaşadığı Depresyonu İçten Bir Fotoğraf Serisiyle Anlatan Kadın Sarışın Kadın Olanlardan Oldukça Memnun - YouTube Kadın 78. Bölüm Kısa Özet Erkekleri Bile Korkutabilecek 10 Kadın Dövüşçü #KadınDövüşçü #DövüşSporları #EniyiKadınDövüşçüler sarhoş kadın oldukça azgın :)) Berşan, Arif'i takipte - Kadın 9. Bölüm

İspanyol kadın Can Yaman hayranlığını evinin dış duvarına ...

  1. Yeliz, Bahar'ı yalnız bırakmıyor - Kadın 9. Bölüm
  2. Arif'i ağlatan olay - Kadın 15. Bölüm
  3. Kocasına Kur Dansı Yapan İranlı Kadın
  4. Kadının Yeteneği Oldukça İğrenç! - Komik Videolar
  5. [+18]Kocasının Yaşadığı Depresyonu İçten Bir Fotoğraf Serisiyle Anlatan Kadın
  6. Sarışın Kadın Olanlardan Oldukça Memnun - YouTube
  7. Kadın 78. Bölüm Kısa Özet
  8. Erkekleri Bile Korkutabilecek 10 Kadın Dövüşçü #KadınDövüşçü #DövüşSporları #EniyiKadınDövüşçüler
  9. sarhoş kadın oldukça azgın :))
  10. Berşan, Arif'i takipte - Kadın 9. Bölüm

Kadın 78. Bölümün çarpıcı sahnelerinden oluşan kısa özet sizlerle! Kadın 78. Bölüm Özeti: Yeni yıla girmeye hazırlandıkları sırada apartmanda duyulan silah s... Kadın 15. Bölüm Özeti: Ceyda’nın sahnesine giden Bahar, Arif, Enver ve Hatice, Berşan’ın da gelmesiyle oldukça huzursuz olur. Arif’in Berşan’a yaptığı itiraf... Kadın 9. Bölüm Özeti: Nisan ve Doruk’a belli etmemeye çalışan Bahar, içinde bulunduğu durumdan ötürü oldukça huzursuz olur. Arif’in Bahar ile ilişkisi olduğunu düşünen Şirin ... Kadının Yeteneği Oldukça İğrenç! - Komik Videolar. bir düşünün kocanız depresyona girmiş ve oldukça buhran halde ona bakıp sizde içinizi karartırmısınız yoksa yanında güçlü durarak onu tekrar hayata bağlarmısınız bence siz ... Seyehat halinde arabanın içinde kocası yada manitası tarafından açılan müzikle kendinden geçip dans eden iranlı kadın yaptığı dansla adamı oldukça mutlu etmişe benziyor. Eve çagırdıgı elemanı daha fazla dayanamayan kadın elde etmek istiyor konuşmalar efsane Kadın 9. Bölüm Özeti: Nisan ve Doruk’a belli etmemeye çalışan Bahar, içinde bulunduğu durumdan ötürü oldukça huzursuz olur. Arif’in Bahar ile ilişkisi olduğunu düşünen Şirin ... Venice The Series - Web Series Season 3: Alternate Gina/Ani Love Scene - Duration: 2:02. venicetheseries Recommended for you Erkekleri Bile Korkutabilecek 10 Kadın ... Böyle büyük bir ismin kızı olmak üstünde oldukça baskı oluştursa da Laila bu baskıların altından kalkmayı başardı. 1999 senesindeki bir ...